• BIST 83.037
  • Altın 147,024
  • Dolar 3,7684
  • Euro 4,0483
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara -2 °C

Babacan: Sis arttı hız kesiyoruz

Babacan: Sis arttı hız kesiyoruz
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan belirsizliklerin, sisin çok olduğu, öngörülebilirliğin az olduğu dönemde, hızı düşürmek gerektiğini söyledi. Hız düşse de asla taviz vermeyeceklerini anlattı.

Babacan: Sis arttı hız kesiyoruz

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan belirsizliklerin, sisin çok olduğu, öngörülebilirliğin az olduğu dönemde, hızı düşürmek gerektiğini söyledi. Hız düşse de asla taviz vermeyeceklerini anlattı.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ''Uludağ, bir kültür, tabiat varlığı. Tarihiyle, tarihte Uludağ'ın yüklendiği fonksiyonu da değerlendirdiğimizde gerçekten turizm potansiyelinin de son derece büyük olduğunu görüyoruz'' dedi.

Babacan, Capital ve Ekonomist dergilerinin Bursa Valiliği işbirliğiyle Uludağ'daki Grand Yazıcı Otel'de düzenlediği Uludağ Ekonomi Zirvesi'nin açılış oturumunda, Afganistan'da hayatını kaybeden Türk askerlerine, şehitlere, Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı dileyerek konuşmalarına başladı.

Ali Babacan, Türkiye'den binlerce kilometre uzakta, istikrar, barış ve güvenlik için, dost ve kardeş Afgan halkının yanında olmak için oralarda hizmet veren tüm askerlerin her birine tek tek başsağlığı dileğinde de bulunduğunu dile getirdi.

Bursa'nın Türkiye'nin çok önemli bir şehri, Trük sanayisinin göz bebeği, ticaret merkezi ve tarım kenti olduğunu ifade eden Babacan, hızlı tren ve otoyol projelerinin de tamamlanmasıyla Bursa'nın çok daha önemli hale geleceğini bildirdi.

Babacan, Bursa'nın potansiyelinin ülke sınırlarının ötesinde olduğunu vurgulayarak, Bursa'nın sanayici, iş adamı ve kadınının dünyanın dört köşesine ihracat yaptığını, giderek daha yüksek kalite ve teknolojide üretim gerçekleştirdiğini anlattı.

Kentte, otomotivin kentin en önemli sektörlerinden biri olarak dikkati çektiğini dile getiren Babacan, bunun yanı sıra tekstil, makine, kimya ve gıda sektörünün de ön planda yer aldığını söyledi.

Babacan, Uludağ'ın Türkiye'nin önemli değerlerinden birisi olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

''Uludağ, bir kültür, tabiat varlığı. Tarihiyle, tarihte Uludağ'ın yüklendiği fonksiyonu da değerlendirdiğimizde gerçekten turizm potansiyelinin de son derece büyük olduğunu görüyoruz. Bugün ilkini beraber yaptığımız Uludağ Ekonomi Zirvesi bundan sonra her yıl geleneksel olarak devam ettirilmesi gereken son derece önemli bir etkinlik. Bu bir vizyon, öngörü meselesi.

Bundan 20 yıl, 30 yıl önce dünyanın pek çok ülkesinde, bölgesinde bazı girişimlerle başlamış bu işler. Vizyon sahibi üç beş kişi kafaya kafaya vermiş, ne yapabiliriz, bazı konuları istişare edebileceğimiz nasıl ortamlar oluşturabiliriz, fikir jimnastiği yapabileceğimiz, beyin fırtınası yapabileceğimiz, konuların özgürce tartışıldığı değerlendirildiği nasıl ortamlar oluşturabiliriz, bunun çalışmasını yapmışlar. Dünyanın birçok bölgesinde gerçekten önemli forumlar, toplantılar var.

Bunlar tüm dünya için çekim merkezi haline geliyor. Kanaat önderleri, siyasi liderler, bilim dünyasındaki önderler, medyanın önde gelen isimleri bir araya geliyorlar dünya, bölge meseleleri tartışıyorlar. Güzel de sonuçlar elde ediliyor.''

İki kişi bir araya geldiğinde...

Bir süre önce anlatılan bir örneği paylaşan Babacan, ''İki kişi bir araya geldiğinde birinin elinde elma, diğerinde portakal var. Birbirlerine vermişler, elmayı alan, portakalı alan gitmiş. Başka ortamda iki fikri olan iki kişi bir araya gelmiş. Birbirlerine fikirlerini anlatmış.

İkisi de iki fikirleriyle ayrılmış. Tartışma ortamları, bugün ve yarın burada yapılacak tartışmalar, aslında bilgilerin, fikirlerin paylaşıldığı, paylaşıldıkça çoğaldığı herkesin bilgi ve kanaat sahibi olduğu ortamları oluşturuyor'' dedi.

Ali Babacan, bu organizasyonda emeği geçenlere takdirlerini sunarak, ''Hep beraber sahip çıkıp, önce Bursa'nın, tüm iş dünyasının sahip çıkıp, Uludağ Ekonomi Zirvesi'nin hem her yıl daha genişlemesini hem de her yıl daha çok uluslararası bir boyut kazanmasını sağlamalarını önemli olarak görüyorum. Bu yıl bir test, deneme, başlangıç yılıdır. Her yıl sadece Türkiye değil daha geniş bölgeye bakarak bu toplantıların gerçekleştirilebileceğini düşünüyorum'' ifadelerini kullandı.

Dünya Ekonomik Forumu

Bu zirve için Davos'la benzerlik kurulduğunu belirten Babacan, şöyle devam etti:

''Bu doğrudur, Dünya Ekonomik Forumu yani Davos'u organize edenler, yaklaşık 3 yıl önce İstanbul'da bir toplantı yapmayı bize önerdiler. 'Avrupa toplantımızı İstanbul'da yapalım' dediler. Biz 'olur' dedik. Her türlü imkanı sağladık. İstanbul'da başarılı bir Avrupa toplantısı gerçekleşti.

Eskiden bunların Ortadoğu toplantısı vardı. Bu yıl için Dünya Ekonomik Forumu'nun Başkanı, beni üç ay önce aradı, 'Bir fikrimiz var, Türkiye'yi cazibe merkezi olarak görüyoruz. Avrupa, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya'daki bütün etkinliklerimizi birleştirip tek etkinlik yapmak istiyoruz, onu da Türkiye'de yapmak istiyoruz' dedi.

Biz de bunun uygun olacağını Hükümet olarak her türlü desteği vereceğimizi kendilerine söyledik. Haziran ayının başında İstanbul'da Dünya Ekonomik Forumu'nun Davos'tan sonra en geniş çaplı toplantısı düzenlenecek. Coğrafyaya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Tüm Avrupa, Rusya dahil, Orta Asya, Kuzey Afrika, Ortadoğu... Bu ülkelerdeki jeopolitik meseleler, güvenlik sorunları, Avrupa ekonomisi ve küresel ekonomi İstanbul'da tartışılacak, konuşulacak.''

Babacan, o toplantıdan Bursa ekibinin öğreneceği bazı şeyler olabileceğini vurgulayarak, bir sonraki zirve için hem insan kaynağı, hem katılımcı hem de konular açısından Uludağ Ekonomi Zirvesi için fikir alınabilir diye düşündüğünü söyledi.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ABD'deki ekonomik duruma ilişkin, ''Merkez Bankasının sadece bol miktarda para basıp piyasaya sürmesi yetmiyor. Şirketler güvenmeyince yatırım yapmıyorlar, bankalar güvenmeyince kredi vermiyorlar. Halk bakıyor siyaset ortamındaki kaosa, halk da korkuyor, alışverişini erteliyor'' dedi.

Babacan, Uludağ Grand Yazıcı Otel'de düzenlenen Uludağ Ekonomi Zirvesi'nin açılışında, 2008-2009'da başlayan küresel krizin halen devam ettiğini, sadece fazlar değiştirerek sürdüğünü belirterek, bu krizin kökekine inilemediğini söyledi.

Bu krizin çözümü için köklü adımların henüz atılmadığını, tedbirler alınamadığına dikkati çeken Babacan, şöyle konuştu:

''Bugüne kadar yapılan, ağırlıklı olarak merkez bankalarının, likidite operasyonlarıyla, bankalara ve devletlere geçici rahatlık sağlamak, komple çöküşü bir bakıma ertelemek ve hem ülkeler kendi içlerinde hem de özellikle AB'nin kendi içinde mutabakat ve politika arayışları...

Şu anda 2008-2009'dan bu yana yaşadıklarımız bunlar. Likidite operasyonları, ülke içlerinde ve Avrupa'nın kendi içindeki ülkeler arasında mutabakat arayışları. Mutabakat arayışları diyorum çünkü, birçok ülkede krizden nasıl çıkılırla ilgili bir mutabakat yok. Dünyanın en büyük ekonomisi ABD.

Bakıyorsunuz, henüz bırakın gelecek birkaç yılı, 2012 için bütçelerinin ne olacağı belli değil. Yönetim ile Kongre arasında ciddi görüş ayrılıkları var. Yönetim, 'Bize göre doğrusu budur' Kongre ise 'Biz buna karşıyız' diyor. Bir araya gelip, doğru politika çerçevesi oluşturup, mutabık kalıp, 'Bu krizden çıkış için stratejimiz, atacağımız adımlar, reformlarımız bunlardır' diyemediler henüz.''

ABD'de iş dünyasıyla, siyaset çevreleri ve kanaat önderleriyle çok geniş çaplı görüşme ağının kurulduğunu belirten Babacan, ''Avrupa'da da öyle Asya'da da öyle. İş dünyası, 'Biz önümüzü göremiyoruz, korkuyoruz. Washington ne yapacağını söylemeyince, biz de yatırımlarımızı, iş planımızı yapamıyoruz' diyor'' ifadelerini kullandı.

Babacan, şu anda sadece Amerikan şirketlerinin elinde 3 trilyon dolarlık fazla kullanamadıkları nakit bulunduğunu, bankalarının elinde buna yakın kullanamadıkları nakit var olduğunu vurgulayarak, ''Merkez Bankasının sadece bol miktarda para basıp piyasaya sürmesi yetmiyor.

Şirketler güvenmeyince yatırım yapmıyorlar, bankalar güvenmeyince kredi vermiyorlar. Halk bakıyor siyaset ortamındaki kaosa, halk da korkuyor, alışverişini erteliyor. Yapacağı belki bir otomobil ya da ev alımını, hatta günlük alışverişini bile erteliyor'' diye konuştu.

Halk, tüketici, şirketler bankalar durunca ekonominin de durduğuna dikkati çeken Babacan, Avrupa'da da durumun farklı olmadığını bildirdi.

''Ciddi siyasi liderlik eksikliği var''

Avrupa Merkez Bankasının, görülmemiş oranda likidite operasyonları yaptığını dile getiren Babacan, şöyle devam etti:

''En son operasyonda piyasaya sürdüğü likiditenin yüzde 80'i ertesi gün Avrupa Merkez Bankasına tekrar döndü. Likidite ihtiyacı olan, Avrupa Merkez Bankasından temin ediyor, fazlası olan Merkez Bankasına gönderiyor. Bankalar, birbirlerine likit açma konusunda son derece tereddütlü, birbirlerine güvenmiyorlar.

27 ayrı hükümet, 27 ayrı meclis, yüzlerce siyasi parti, koalisyonlar, azınlık hükümetleri, hükümetler ile meclis arasındaki farklı görüşler, bütün bunlar, Avrupa'nın birçok ülkesinde toparlanmayı sağlayamayan, toparlanmanın gecikmesini, ertelenmesini getiren en büyük problemler.

Siyasi karar mekanizmalarındaki aksaklıklar, şu anda küresel ekonomi açısından en büyük tehdit, en büyük risk kaynağı. Ciddi siyasi liderlik eksikliği var. 'Kardeşim, doğrusu budur. Bırakın şu bunu, kısa vadeli endişeleri. Bu ülke için doğru olan budur, bunu yapıp geçiyoruz' diyebilen lider, Batı dünyasında çok çok azaldı.''

''Kaos ortamındaki Avrupa'nın en sağlam ekonomisi olarak Almanya gösteriliyor''

Almanya'nın bir önceki başbakanıyla bir yemekte bir araya geldiğinde yapılan konuşmayı paylaşan Babacan, ''Bana, 'Öyle reformlar yapacağım, iş gücü piyasasıyla ilgili rekabetle ilgili' dedi. Bu konuda eleştirileceğini belirtip, 'Bir gün birinin Almanya'da bunları yapması gerekiyor.

Kendi siyasi geleceğimden fedakarlık yapma pahasına bu adımları atacağım' dedi ve yaptı. Kaos ortamındaki Avrupa'nın en sağlam ekonomisi olarak Almanya gösteriliyor'' ifadelerini kullandı.

Ali Babacan, rekabet gücünü koruyan, cari fazla üreten, işçilik maliyetlerinin Avrupa'da nispeten düşük olduğu bir Almanya'nın yakaladığı başarının bugün elde edilmediğini vurgulayarak, ''Zamanında vizyonel bir devlet adamının siyasi liderin korkmadan attığı adımın sonucunu bugünkü yönetim yaşıyor.

O gün alınan kararların faydasını görüyor Almanya. Pek çok ülkede bu olmuyor. Kendi siyasi bekasından fedakarlık yapıp da 'Ülkem için doğru olan budur, bunu yapacağım' deyip adım atan lider sayısı maalesef çok az dünyada'' dedi.

Bunun için, kısa vadeli politikalar, bugünü kurtarma politikaları, 'Seçime kadar gidelim de seçimden sonra ne olursa olsun' türü yaklaşımların krizin bir türlü çözülememesine yol açtığını belirten Babacan, bugüne kadar uygulanan likidite tedbirleri, merkez bankalarının üstlendiği fonksiyonların zaten mecburen atılması gereken adımlar olduğunu söyledi.

Ali Babacan, bunları eleştirmediklerini ifade ederek, şunları kaydetti:

''Bunlar merkez bankaların mecburen yaptığı ve elindeki tek enstrümanla gerçekleştirdiği politikalar. Merkez bankalarının en iyi bildiği iş, para basmaktır. Fazla yapabilecekleri bir şey de yoktur. Bunu bol bol yaptılar. Bu, hükümetleri asla rehavete sevk etmemeli.

Asla hükümetler, sırtını merkez bankasına dayayıp, 'nasılsa çarklar dönüyor, ekonomik büyüme yavaşladı ama olsun bir çöküş de yaşamadık biraz daha devam edelim' dememeli. Bu son derece riskli tutum. Pek çok ülkede bütçe tedbirleri gerekiyor, bütçe açığını hızla düşürmek gerekiyor, kamu borç stokunu düşürmek gerekiyor.

Rekabet güçlerini artırmaları, reformlar yapmaları gerekiyor, bankalarına çeki düzen vermeleri gerekiyor. Er ya da geç şu anda borç sorunu yaşayan, yüksek bütçe açığı olan ülkelerde vergiler yükselmek zorunda kalacak.''

''Japon halkının 17 trilyon dolarlık finans varlığı var''

Japonya'nın satış vergisini iki yıl içinde, iki kademede 5 puan birden artıracağını açıkladığını vurgulayan Babacan, şöyle devam etti:

''Baktılar ki borç, milli gelirin yüzde 250'si. Bugüne kadar Japon halkı, devletine güvenmiş. Devleti ne kadar kağıt çıkarırsa almış. Japon halkının 17 trilyon dolarlık finans varlığı var.

İtalya'da, İspanya'da olup bitenleri gördükten sonra Japon halkı da sorgulamaya başlamış durumda, 'Biz bunları alıyoruz ama Yunanistan, İtalya gibi bizim devlet de gün gelir de bunu ödeyemez mi acaba' diye soru işareti oluşmaya başladı. Yüzde 250'lik borcu ancak devletine çok sadık ve güvenen milletle sağlarsınız.

Bunun da sürdürülebilirliği gittikçe riskli tablo arz ediyor. Dolayısıyla Japonya, Avrupa, ABD olsun dünyanın en iyi ekonomilerinde önümüzdeki dönemde ağır vergi yükü gelecek, kamu yatırımlarında kesinti yapmak zorunda kalacaklar. Bu da büyümeyle ilgili uzun süreli baskı oluşturacak, bütün bu ekonomilerin üzerinde.''

Babacan, Güney Amerika, Latin Amerika ve Japonya dışındaki Asya'da ekonomik aktivitenin gayet hızlı bir şekilde geliştiğini belirterek, üretim kalitesi ve teknolojinin yükseldiğini, ticaret hacminin arttığını ve yeni oluşan dünya dengelerinde ekonomik gücün hızla batıdan doğuya doğru kaydığını, kayacağını gördüklerini bildirdi.

Dünyanın ekonomik ağırlık merkezinin doğuya doğru kayacağına dikkati çeken Babacan, ''Bunun etkisini uluslararası kuruluşlarda görüyoruz. Uluslararası Para Fonu'nda (IMF) şimdi hisse yapıları değişiyor. 24 kişilik yönetim kurulundaki Avrupalıların sandalye sayısı azalıyor. Hisseler tekrar değiştiriliyor.

1. tur hisse operasyonu bitirildi. 2. tur hisse operasyonları yapılıyor. Türkiye'nin hissesi artıyor gelişmiş ekonomilerin hisseleri düşüyor. Bunun Dünya Bankasına yansımalarını yakın zamanda göreceğiz'' diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ''Bu sene eğer yüzde 4 büyüme bekliyorsak, bu biraz da bizim politikalarımızdaki sıkılaştırmalarımızın sonucudur'' dedi.

Babacan, Capital ve Ekonomist dergilerinin Bursa Valiliği işbirliğiyle Uludağ'daki Grand Yazıcı Otel'de düzenlediği Uludağ Ekonomi Zirvesi'nin açılış oturumunda, dünyadaki tabloya bakıldığında önümüzdeki dönemin belirsizlikler içeren bir dönem olduğunu söyledi.

Yunanistan ile ilgili her ne kadar bir anlaşma yapılsa da 27 ülkenin 25'inin bir ortak maliye politikası çerçevesinde uzlaşmaya varsa da bunların uygulanmasıyla ilgili çok ciddi risklerin olduğunu vurgulayan Babacan, bu 25 ülkenin 25'inin de parlamentosundan anayasa değişikliğinin geçmesi ya da eşit güçte düzenlemelerin yapılması gerektiğini belirtti.

Babacan, bu 25 ülkeden bazılarında aksaklık çıkarsa, hele hele bu aksaklık çıkan ülkelerin oy hakkı yüksek olan ülkeler olması halinde, bütün bu uzlaşma, anlaşma denilen AB'deki çerçeve, bir anda bir anlamda geçerliliğini yitirebileceğini söyledi.

'Ciddi soru işaretleri var ne olacağı konusunda'

Yunanistan'ın programına dikkati çeken Babacan, şunları kaydetti:

''Yunanistan'ın programına baktığımızda, bütün program bu kadar borcun silinmesine rağmen, bu kadar IMF ile AB'den uygun şartlarda kredi sağlanmasına rağmen, uygun şartlarda kredi sağlanmasına rağmen, programın hedefi 2016 yılında Yunanistan'ın borcunu milli gelire oranla yüzde 120'ye düşürebilmek.

Bütün bu operasyonun sonucu, bu kadar gürültü, toz duman, hedef bu. 2016'ya geldiğinde eğer program yürürse Yunanistan bu adımları atabilirse, bu zor kararları alabilirse 2016'da varacağı nokta, milli gelirin yüzde 120'si kadar bir borç. Bunun da sürdürülebilir olup olamayacağı çok ciddi endişe konusu.

Bu çok konuşulmuyor, tartışılmıyor, fazla da dile getirilmiyor. 25 ülkede parlamento süreci olduğu için kimse parlamenterlerin kafasını bu konuda karıştırmak istemiyor, biz de fazla bir şey söyleyemiyoruz, 'hayırlı olsun' diyoruz ama, ciddi soru işaretleri var ne olacağı konusunda.

Maalesef gelişmiş dünyada, gelişmiş ekonomilerde parlak bir tablo yok, uzunca bir süre de parlak bir tablo görmeyeceğiz. Belki komple çöküşlerin önleneceği, erteleneceği, kararların çok da geç olsa alınacağı, ama kafa karışıklığının ve belirsizliğin süreceği bir dönem var önümüzde.'

Ali Babacan, Türkiye'nin bugüne kadar yaptıklarının aslında kendisini krizin etkilerinden koruduğunu belirterek, kriz öncesinde ve sonrasında yaptıklarının Türkiye ekonomisini, bankacılık sistemini önemli ölçüde koruduğunu ve nispeten az etkilenen ülkelerden birisi olduğumuzu ve 2009'daki tablodan çok hızlı çıkan ülkelerin de başında geldiğimizi anlattı.

Krizden bütçemize çeki düzen vermemiz, borç stokumuzu düşürmemiz ve bankacılık sistemini problemlerden arındırmamız ve tek tek her bankanın bilançosunu güçlü bir şekle sokmamızın bizi krizin etkilerinden büyük ölçüde koruduğunu ifade eden Babacan, Avrupa'da krizin iki temel kaynağının bulunduğunu, bunlardan birinin zayıf bankacılık sistemi, diğerinin de zayıf kamu maliyesi yapısı olduğunu hatırlattı.

'Şu anda hiçbirisi iktidarda değil''

Babacan, Türkiye'nin her iki alanda da bünyesini güçlendirerek bu ortama girdiğini, böylece çok farklı sonuçlar aldıklarını belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Kriz döneminde de farklı politikalar uyguladık. 2009'da pek çok hükümet Avrupa'da krizi aşmak adına, harcama artırırken ve 'Böylece biz ekonomiye canlılık getireceğiz' derken, 'Ekonomiye can suyu vereceğiz' derken ki o 'can suyu' tabiri çok çok tehlikelidir, çok dikkatli yaklaşılması gerekir.

İçinde çok popülizm unsurları vardır bu can suyu kelimesinin. Pek çok ülke bunu yaparken biz farklı bir yol izledik. O günlerde biz, Sayın Başbakan, Portekiz'in eski başbakanı ile, sayın Zapatero ile Berlusconi ile hatta Sayın Karamanlis, sonra Sayın Papandreu ile bu konuları hep konuştuk.

Hepsi şunu diyordu; 'Biz formülü, çözümü bulduk. Daha çok maaş vereceğiz çalışanlarımıza, bütün vatandaşlarımıza harcama çeki dağıtacağız, daha çok yatırım yapacağız ve böylece devletin piyasaya sürdüğü bu imkanlarla ekonomimiz büyüyecek'.

Peki sizin ilave bir gelir kaynağınız olacak mı bu süre içinde? Yok. Peki bu parayı nereden bulacaksınız? 'Borçlanacağız'. Borcunuz zaten yüksek? 'Biz AB'yiz, bize güven tam, bizim borcumuz yüzde 80 de olsa yüzde 100 de olsa, biz AB'yiz, bize bir şey olmaz'.

2009'da bunu söyleyenlerin şu anda hiçbirisi iktidarda değil, hepsi erken seçimlerle gitti. Bu ülkelerin hepsinde şu anda acı reçeteler uygulanıyor, emekli maaşları düşürülüyor, çalışanların maaşları donduruluyor. Yunanistan'da tam 150 bin memurun işten atılması gerekiyor, program onu söylüyor...''

''Şu mesajı açık açık vermek için''

Türkiye'nin ise 2009'da bir orta vadeli programla zaten düşük olan bütçe açığını daha da nasıl düşüreceklerini açıkladıklarını belirterek, hatta bazı ilave vergiler koyduklarını bildirdi.

Babacan, şöyle konuştu:

''Geçen sene yine cep telefonu ve lüks otolar olmak üzere bazı vergilerde artış yaptık. Ne için? Şu mesajı açık açık vermek için: 'Türkiye'de kamu borç stoku artık bir problem alanı olmayacaktır. Hangi senaryoyu ele alırsanız alın, Türkiye'nin kamu borç dinamikleri hep yönelimi daha aşağı daha aşağı tutacaktır.

Yani Türkiye'nin kamu borcu, milli gelire oranla her sene düşecektir' mesajını güçlü bir şekilde verebilmek. Bu tabii Türkiye'de güven ortamını hem içerideki hem dışarıdaki güven ortamını pekiştirdi. Tüketici, üretici güven endeksleri, baktığınız zaman 2009'un ikinci yarısından itibaren hızla yükseldi.

Bankalarımız tekrar asli fonksiyonlarına döndüler. Halkımız normal alışverişine, iş dünyamız yatırımlarına hız verdi ve 2010 yılında yüzde 9 ekonomik büyüme elde ettik. Bu büyüme devlet harcamasıyla değil, tamamen özel sektör eliyle gerçekleştirilen büyüme.

2011'de yine yaklaşık yüzde 8,5'luk bir büyüme tahmin ediyoruz. Yine aynı kaynaklar, moraller de iyi olunca güven ortamı olunca, bankalar kredi veriyor, halk alışverişine devam ediyor. Şirketlerimiz yatırımlarına devam ediyor ve ekonomi büyüyor, formül bu.'

Güven ortamının iyiliğinden memnun olsalar da bunun getirdiği aşırı bir kredi hacmi genişlemesi, aşırı bir tüketim, hele he halkın borçlanarak tüketmesinin, kendilerini endişelendirdiğini ifade eden Babacan, 2010 sonundan itibaren politikalarda sıkılaştırmalara başladıklarını bildirdi.

''Yüzde 4 büyüme bekliyorsak...''

Babacan, önce bankacılık sektörüyle ilgili kredi hacimlerine sınırlar getirecek uygulamalar koyduklarını Merkez Bankası eliyle, ardından da Merkez Bankasının para politikalarını sıkılaştırmaya başladığını ifade ederek, şunları söyledi:

''Zaten maliye politikasında sıkı gidiyorduk, güven ortamını sağlamak için. Daha sonra bankacılık ve para politikalarında da politikalarımızı sıkılaştırdık ve Bu sene eğer yüzde 4 büyüme bekliyorsak, bu biraz da bizim politikalarımızdaki sıkılaştırmalarımızın sonucudur, aynı zamanda büyümenin sürdürülebilirliği içindir. Yoksa biz belki bir sene daha yüzde 7-8-9 büyüyebilirdik.

Hiçbir politikada sıkılaştırma uygulamasaydık. Ama bunun 2013'ü, 2014'ü, 2015'i var. biz bir yıl çok büyümüşüz, ertesi yıl Allah korusun çok zor bir tabloyla karşı karşıya kalmışız, bunu tercih, arzu etmeyiz.

Bize dediler ki; '2011 seçim yılı, haziran ayında seçim var, siz niye bu kredi hacmini daraltmaya başladınız? Bu yapılacak iş mi? 6 ay bekleyemediniz mi? Seçimi atlatsaydınız da ondan sonra başlasaydınız, ne olurdu?' Dedik ki asla. Eğer doğrusu Türkiye için bugün bunu yapmaksa, biz bugün bunu yapmak zorundayız, aksi halde seçimi kazanmışız seçimden sonra karmakarışık bir ekonomik tablo bulmuşuz bu ne halkımızın işine gelir, ne iş dünyamızın işine gelir ne de bizim hükümetimizin işine gelir.

Dolayısıyla uzun vadeli yaklaşmak ve uzun vadeli politikalarla uygulamalarımızı sürdürmek bizim temel önceliklerimiz. Son G-20 toplantısında, Meksika'da yapılan bakanlar toplantısında geçen ay, bu görüşlerimizi biz 20 ülkenin bakanlarıyla, temsilcileriyle de paylaştık. Açık açık söyledik.

Şimdi bu Avrupa'daki bazı ülkelerin bütçe tedbirleriyle ilgili eleştiriler yapıyorlar. Diyorlar ki siz büyümeyi öldüreceksiniz. Büyüme illa ki 2012'inin büyümesi değil ki, 2013'ü, 2014'ü, 2015'i var bunun. Biraz sabırlı olacaksınız. Belki bugün aldığınız tedbirin sonucunu, 2-3 sene sonra göreceksiniz, illa 'Bugünü hemen kurtarayım da yarından bana ne' politikası son derece yanlış. Umarız ki aklı selim galip gelir, gelişmiş ekonomilerde de daha uzun vadeli perspektif ve daha kalıcı politika bileşenlerini görürüz.''

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bütçe disiplininin olmazsa olmaz bir şart olduğunu, bundan asla taviz olmayacağını belirterek, ''Bütçe disiplini devam edecek önümüzdeki dönemde. Bankacılıkla ilgili politikalarımız günün gereğine göre genişleme ya da genişletme, sıklaştırma ya da gevşetme yönünde olabilecek'' dedi.

Babacan, Capital ve Ekonomist dergilerinin Bursa Valiliği işbirliğiyle Uludağ'daki Grand Yazıcı Otel'de düzenlediği Uludağ Ekonomi Zirvesi'nin açılış oturumunda, şu ana kadar yaptıklarının kuşkusuz önemli olduğunu, ancak Türkiye'nin bundan sonraki dönemde izleyeceği çizgi, uygulayacağı politikaların da bir o kadar önem arzettiğini söyledi.

Global ekonomide bugün aynı 12., 13. yüzyılın bilinmeyen suları, kıtaları gibi, karşımıza ne gün neyin çıkacağının belli olmadığı bir ortamın olduğunu ifade eden Babacan, şunları kaydetti:

''Şu anda içinde bulunduğumuz küresel ekonomik konjonktürü, geçmişin hiçbir dönemiyle karşılaştıramıyoruz. Maliyeti zaten 2. Dünya Savaşı'ndan daha büyük bir maliyet dünyaya bu son krizin. 1929 Ekonomik Buhranı ile karşılaştırılıyor, fakat 1929'un dünyasıyla bugünün dünyası çok ayrı dünyalar, şu anda çok daha birbirine kenetlenmiş daha entegre bir dünya var...

Belirli bir bankadaki bir sorun, dünyanın bir ucundaki kaç tane bankayı etkilemeyecek potansiyele sahip, dolayısıyla böylesine birbirine kenetlenmiş, birbiriyle bağı güçlenmiş bir finans dünyasında son derece dikkatli gitmek gerekiyor. Hiçbir zaman da 'bana bir şey olmaz' dememek gerekiyor.''

Her türlü senaryoya hazırlıklı olabilecek senaryo

Babacan, her an her senaryoya hazır olmak gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

''İşte böyle bir ortamda biz ne yapıyoruz Türkiye olarak? Karşımıza çıkacak her türlü senaryoya hazırlıklı olabilecek bir senaryo izliyoruz. Yani karşımıza bir şey çıktığında, 'biz bunu hesaba katmamıştık, bu da nereden çıktı' demememiz gerekiyor.

En kötü senaryolarda dahi Türkiye ekonomisine olan etkileri minimumda tutabilecek bir politika seti içinde devam ediyoruz. Böyle belirsizliklerin, sisin çok, öngörülebilirliğin az olduğu dönemde hızı düşürmek gerekiyor. Aslında bizim de yaptığımız fiilen bu. ''

''Asla taviz yok''

Dün akşam Uludağ'a çıkarken yoldaki yoğun sis nedeniyle içinde bulunduğu konvoyun hızını hemen düşürdüklerini belirten Babacan, ''Çünkü göremiyorsunuz, önünüze ne çıkacağı belli değil. İşte, 2012'de de aslında yaptığımız bu. Belki yüzde 8-9 değil, ama yüzde 4 gibi bir büyüme oranı, ama emniyetli, kendimizden emin, önümüze çıkacak olaylarda da kolay yön değiştirebileceğimiz, manevra kabiliyetinizi koruyabileceğiniz bir hız. Bunun için bütçe disiplini olmazsa olmaz bir şart. Asla taviz yok'' dedi.

Bakan Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bakın geçen sene bizim bütçe açığımız yüzde 1,4'tü sadece. Amerika'da yüzde 10, Avrupa'nın bazı ülkelerinde yüzde 10'un üzerinde, yüzde 7-8-9 gibi rakamlar çok yaygın. Bütçe disiplini devam edecek önümüzdeki dönemde. Bankacılıkla ilgili politikalarımız günün gereğine göre genişleme ya da genişletme, sıklaştırma ya da gevşetme yönünde olabilecek. Duruma göre. Baktık ki Avrupa'da şu anda bir resesyon başladı, ama hafif bir resesyon, onun etkilerine bakacağız. O daha kalıcı olur ya da daha derinleşirse ona göre burada bankacılık politikaları uygulayacağız. Ama baktık ki toparlanma var, finansal akımlar Türkiye'ye nasıl?... Bunları değerlendireceğiz, ona göre bankacılıkla ilgili politikalarımızı belirleyeceğiz. Sıkılaştırma ya da gevşetme yönünde. Yine Merkez Bankasının politikaları da yine sıkılaştırma ya da gevşetme yönünde değişebilecek, enflasyona, bir de finansal istikrara bakarak. Merkez Bankamızın asli görevi fiyat istikrarı... Ama finansal istikrarı da yine kanunla Merkez Bankamıza verilmiş.''

Yapısal reformlar ve yatırım ortamının iyileştirilmesi

Ali Babacan, yapısal reformların önemine de değinerek, ''Ne olursa olsun her senaryoda da yapısal reformlarımıza hızla devam etmemiz gerekiyor ve bu konuda kaybedilecek zamanımız yok. Yapısal reformlar bizim zaten ihtiyacımız. İşler iyi de gitse orta halli de gitse bizim yapısal reformlara acil ihtiyacımız var'' değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin öncelikle yatırım ortamının daha da iyileştirilmesi gerektiğini, bunun temel bir öncelik olduğunu ifade eden Babacan, yatırım işlemlerinin kolaylaştırılması gerektiğini ifade etti.

''Devletin verdiği izinlerin kesinlikle nihai olması gerekiyor'' diyen Babacan, aksi halde kendi yatırımcımıza eziyet ederken, küresel yatırımcıların Türkiye'yi tercih etmesinin bir hayal olacağını dile getirdi.

Babacan, bütün uğraşlara rağmen, ülkeye geçen yıl doğrudan sermaye girişinin sadece 15 milyar dolar olduğunu belirterek, dünyada ise 1,6 trilyon dolar doğrudan sermaye akışının bulunduğunu, Türkiye'ye düşenin 15 milyar dolar olduğunu belirtti.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ''Türkiye, gerçek anlamda bir hukuk devleti olmadıkça, birinci sınıf ekonomi olamaz, birinci sınıf demokrasi olamaz. Gerçek anlamda hukuk devleti olmayan bir Türkiye'nin, dünyanın en büyük 10 ekonomisinden birisi olması da hayal'' dedi.

Babacan, Grand Yazıcı Otel'de düzenlenen Uludağ Ekonomi Zirvesi'nin açılışında, ekonominin alanı gibi görünmese de Türkiye için son derece belirleyici, uzun vadede ekonomik sonuçlar için son derece önemli iki alanın eğitim ve yargı olduğunu söyledi.

Türkiye'nin, dünyanın en büyük 10 ekonomisinden birisi olması ve toplam 2 trilyon dolarlık gayri safi yurt içi hasılaya ulaşmasının daha çok katma değer üretmekle mümkün olacağını ifade eden Babacan, Türkiye'de daha yüksek katma değer üretilirse bu hedeflerin yakalanacağını bildirdi.

Bu noktada ekonominin iki önemli dinamiğinden biri olan iş gücünün kalitesinin son derece önem taşıdığını vurgulayan Babacan, şöyle konuştu:

''Fert fert daha yüksek katma değer ürettikten sonra 25 bin dolar milli gelire ulaşabileceğiz. Fert fert yüksek katma değer üretmek de fert fert daha iyi eğitim ve iş gücüyle mümkün. Türkiye'deki 25 yaş üstü nüfusun okulda kaldığı süre, ortalama 6,5 yıl.

Yani orta birinci sınıfı bitirmiş orta ikiyi tamamlamadan ayrılmış. Böyle bir iş gücüyle bizim 25 bin dolar milli gelire ulaşmamız hayal. Dünyada böyle örneği yok. Bu kadar düşük eğitim seviyesiyle o kadar büyük ekonomik büyüklük, yüksek bir kişi başına düşen gelir mümkün değil.

Bunun için eğitim konusunda köklü reformlar yapmamız gerekiyor. Her türlü klişeyi, tabuyu, ideolojik çatışmaları bir kenara bırakıp Türkiye için en iyisini bulmamız gerekiyor. Bu yüzden biz 12 yılın zorunlu olmasını istiyoruz.''

''Bir öğrenciyi bir kalıba soktuğunuz zaman''

Ali Babacan, eğitim sistemimizde esnekliğin şart olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:

''Yani bir öğrenciyi bir kalıba soktuğunuz zaman, 'Sen bu kalıp içinde hayatını sürdüreceksin'. Yani böyle bir şey yok. Bugün doğan bir bebeğin, Türkiye'de ortalama beklenen ömrü, 81-82 yıl.

Sağlık Bakanlığımız, Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankasının ortak çalışmalarından elde edilen rakamlar bunlar. Ve bugün doğan bir bebek, 81 yıllık bir Türkiye görecek inşallah, ortalama bu.

81 yıllık bir Avrupa görecek, 81 yıllık bir dünya görecek. Ve bu dönem içinde çok şeyler değişecek. 15 yaşında seçtiği meslek, 18 yaşında seçtiği meslek, 40 yaşına geldiğinde tamamen geçerliliğini kaybedebilecek. Her aşamada yön değiştirebilme her aşamada farklı bir alana konsantre olabilme, mesleki eğitim...''

Babacan, 40 yaşından sonra isterse bir insanın branş değiştirebilmesinin mümkün olabilmesinin gerektiğini vurgulayarak, ''Ben 40 yaşıma kadar mühendisim, 40 yaşından sonra hukukçu olmak istiyorum dediğinde bunun mümkün olabilmesi...

Aksi halde bu kadar hızlı değişen dünyada zamanla çok ciddi bir mesleksizlik ve bir işsizlik sorunuyla karşı karşıya kalmamız çok olası. Biz dünyanın en iyi örneklerini inceledik.

Dünya Bankasından ve bu konuda en iyi ülkelere danışmanlık yapan şirketlerden uzmanlar getirdik. Çok sessiz yaptık bunları. Bugün eğitimde dünyanın en ileri olan ülkeleri, Kuzey Avrupa, Singapur. Oraların hükümetlerine danışmanlık yapan uzmanları getirttik, bilgi aldık'' ifadelerini kullandı.

''En iyiye en iyi sisteme...''

Yapılan çalışmaların, ''Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin eğitim sisteminin orta halliden biraz daha iyiye nasıl götürülür''le ilgili olmadığını vurgulayan Başbakan Yardımcısı Babacan, ''En iyiye, dünyanın en iyi sistemine nasıl gidebiliriz, nasıl kısa devreyle ve nasıl atakla oraya ulaşabiliriz? Biz bunlara çalıştık.

Önümüzdeki hafta geniş bir heyeti, Singapur'a gönderiyoruz. Şu andaki başbakan yardımcıları, geçmiş dönem milli eğitim bakanları ile oturduk konuştuk. Bütün sistemi ekibimiz, A'dan Z'ye, Fatih Projesi ile alakalı gidip bakacaklar, tekrar inceleyecekler.

Biz ana kararları verdik ama müfredatla ilgili çalışmalar devam ediyor. Öğretmen performansları, öğretmenlerin seçilmesi bunların hepsi önümüzdeki çok çok önemli konular'' dedi.

Babacan, okula başlama yaşını bir yaş düşüreceklerini ifade ederek, müfredatın da buna göre ayarlanacağını bildirdi.

Hedeflerinin doğru, yollarının doğru olduğunu dile getiren Babacan, ''Diyorlar ki, 'Şöyle olacak, böyle olacak'. Nesi ne olacak?

Türkiye'nin değerlerine, bu toprakları değerlerine daha çok aşina, bu toprakların kendi kültürümüzün değerleriyle daha iyi bir nesil yetiştirilmesini istiyor musun, istemiyor musunuz?

Kendi öz benliğimizi korumak mı istiyorsunuz, kaybetmek mi istiyorsunuz? Tüm bunlarda çok çok açık fikirli olmak zorundayız. Biz her türlü fikre yeniliğe açığız'' diye konuştu.

Yargı konusu

İkinci önemli konunun yargı olduğunu vurgulayan Babacan, şunları kaydetti:

''Türkiye, gerçek anlamda bir hukuk devleti olmadıkça, birinci sınıf ekonomi olamaz, birinci sınıf demokrasi olamaz. Gerçek anlamda hukuk devleti olmayan bir Türkiye'nin, dünyanın en büyük 10 ekonomisinden birisi olması da hayal. Yargı sürelerinin mutlaka kısalması gerekiyor.

Öngörülebilir kararlar gerekiyor. Birbirlerine çok benzeyen kararlar iki ayrı mahkemede tamamen farklı sonuçlanabiliyor. Alt mahkeme ile üst mahkeme, birbirinin 180 derece farklı kararlar veriyor. Bir yandan yargımızın insan kaynağı kapasitesini geliştirmemiz gerekiyor. İktidara geldiğimizin ilk 8,5-9 yılında savcı ve hakim sayımızı çoğaltamadık.

Yapmak istediğimiz her alım bizzat yargı tarafından engellendi. Milyonlarca dosya... En basit dava 3-4 yıl sürüyor. Bakıyoruz zaman aşımı. İnsanların hayatı kararıyor.

Ya adalet yerine gelmediği için insanların hayatı kararıyor ya da insanları tutuklayıp içeri atıyorsunuz, yıllarca kendileri hakkındaki hükmün ne olacağını bilmeden hapislerde duruyor insanlar. Hapishanelerimizde 140 bin kişi var bunların büyük bölümü tutuklular. Hükümlü değil. Daha ne olacağı belli değil karar çıkmamış haklarında. İnsanların hayatı kararıyor.''

Hızla insan kaynağının geliştirilmesi gerektiğini belirten Babacan, ''Biz halen AB diyorsak, hedefimiz varsa, siyasi reformlar konusunda daha çok eksiğimiz olduğu için.

Ve Avrupa kriterlerinin, onların ekonomisi ne olursa olsun, halen iyi kriter olduğunu düşündüğümüz için. AB kriterlerine uygun insan hakları uygulaması ve yargı yapısı... Bu konuda önümüzdeki dönemde önemli adımlarımız olacak'' dedi.

İstanbul Tahkim Merkezi

Babacan, İstanbul Tahkim Merkezi'ni kuracaklarını dile getirerek, şöyle devam etti:

''Onun yönetimini de ağırlıklı olarak sektörün temsilcilerinden oluşturarak sorunların hızlı çözülmesi için yeni bir yapı kuruyoruz. Bütün bunlar Türkiye'nin önününü açacak ekonomik çehresini geliştirecek son derece önemli adımlar olacak.

Üçüncü dönemimiz, ustalık dönemi. Gün gelip de 8-9 yıllık emek, başarı gitmesin diye bunları perçinleyecek, sağlamlaştıracak adımlar atmalıyız. Yaptığımız bazı işler farklı bir dönemde hemen geri çevrilebilir. Güven zor, basamak basamak sağlanıyor, tuğla tuğla inşa ediyorsunuz.

Güveni kaybetmek çok kolay iş. Biz bu güveni zor oluşturduk. Bu güven ortamının Türkiye'de bozulmasına asla izin vermemeliyiz. Korkmadan doğruları yapacağımız dönem olacak.

Tabii ki herkesi dinleyeceğiz, önerileri dinleyeceğiz, çok geniş çevrelerle konuşacağız ama nihayetinde siyasi karar vermek gerekiyor bu konularda. Herkesi yüzde 100 tatmin eden çözümler yok.''

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye'de son iki yılda (2010-2011), tüketici kredilerinin 95 milyar TL arttığını belirterek, ''İyi büyüme rakamlarını gördük tamam yüzde 8,5 ama, bu istediğimiz bir tablo değil. Mutlaka herkesin ayağını yorganına göre uzatması gerekiyor'' dedi.

Babacan, Capital ve Ekonomist dergilerinin Bursa Valiliği işbirliğiyle Uludağ'daki Grand Yazıcı Otel'de düzenlediği Uludağ Ekonomi Zirvesi'nin açılış oturumunda, yatırım ortamının iyileştirilmesi konusunda 9,5 yıldır uğraştıklarını, ancak bunun kolay bir konu olmadığını söyledi.

Adımlar atıp bir yandan kolaylaşma sağlarken, başka alanlarda başka zorlukların geldiğini ifade eden Babacan, ''Dolayısıyla çok daha bütüncül bir yaklaşımla ve gerçekten çözüm odaklı, gerekiyorsa yeni anayasaya dahi derc edebilecek şekilde bunları çözmeliyiz. 'Kanun ise kanun' diyoruz, efendim 'anayasa' diyorlar. Şimdi devlet bir angajmana girdiyse, bir taahhütte bulunduysa bu yerine gelecek'' diye konuştu.

İş gücü piyasasıyla ilgili reformların da çok önemli bir alan olduğunu vurgulayan Ali Babacan, şöyle devam etti:

''Rekabet gücünü koruyabilmek için Türkiye'nin, zamanında Avrupa'nın düştüğü tuzaklara düşmemesi için çok önemli bir adım. bir yandan tabii ki çalışanımızı, alın teri dökeni, emeğin hakkını tabii ki koruyacağız. Ama politikanın tümüne baktığımızda da ölçülü, rasyonel bir çerçeve oturtacağız.

Aşırıya gittiğinizde sonuç, işsizliğin yükselmesi olur. Bizim şirketlerimiz rekabet gücünü kaybettikten sonra, ihracat yapamadıktan sonra, orada 100 kişi bin kişi çalışıyorsa, yarın onun kapısına kilit vurmak gerekiyorsa, biz ne anladık bu işten? Ne yapıyoruz?

Eğer amaç çalışanı korumak ise çalışanın işini de korumalıyız, çalışanın işverenini de korumalıyız ki koruma dediğiniz zaman bir bütün olarak bakacağız işe.

Yani 'Sadece çalışanı koruyalım, işveren ne olursa olsun' dediğinizde, yarın o iş yeri kapandığında çalışan, işini tamamen kapatmış olacak. Dolayısıyla korumaysa bir bütün olarak olmalı.''

Babacan, esneklik unsurunun iş gücü piyasasında mutlaka artırılması gerektiğini vurgulayarak, şöyle dedi:

''Çalışanlarımızın işe girişlerinin, çıkışlarının, meslek değiştirmeleri, şirket değiştirmeleri, bölge değiştirmelerinin de kolaylaştırılması gerekiyor. Çünkü esnekliğin iyi çalıştığı ülkelerde, bakıyorsunuz, işsizlik oranları hep düşük.

Hangi ülkenin iş gücü piyasasında katılıklar varsa , o ülkede hem işsizlik oranları yüksek hem de maliyetler yüksek ve bu ülkelerde de rekabet gücü hızla bitiyor...

Düşünün kendi sanayiciniz şimdi gücü olduğu, imkanları olduğu halde, İtalya'ya, Almanya'ya yatırım yapmaktan korkuyor, 'esnekliğimi kaybederim' diye. İşte Türkiye'yi Allah korusun o duruma düşürmememiz gerekiyor, eğer ilk 10 ekonomiden birisi olmak istiyorsak. ''

'Herkesin ayağını yorganına göre uzatması gerekiyor'

Türkiye'nin tasarruf oranlarını artırmaya ilişkin çalışmaların da son derece önemli olduğuna dikkati çeken Babacan, tasarruf oranlarının çok düştüğünü ve şu anda milli gelirin yüzde 12'si seviyelerinde bulunduğunu ve bunun tarihin en düşük oranı olduğunu belirtti.

Başbakan Yardımcısı Babacan, Türkiye'nin yatırımlarının geçen sene milli gelirinin yüzde 22'si olduğunu, tasarrufların yüzde 12, aradaki fark olan tam 10 puanın ise cari açık olduğunu kaydederek, şunları söyledi:

''Aslında yüzde 22 yatırım Türkiye için az. Gelişmekte olan ülkelerde yüzde 28-30-35 gibi rakamları görüyoruz. Ama pek çok gelişmekte olan ülkede de tasarruf oranı bizim çok çok üstümüzde. Gelişmekte olan ülkelerde yüzde 30-35-40 gibi tasarruf oranları var.

Biz henüz arzu ettiğimiz noktaya gelmeden önce fazla tüketmeye başladık. Önce kazanacağız, sonra tüketeceğiz. Önce hak edeceğiz, sonra harcayacağız. 2010 yılında tüketici kredisi hacmi, artmış 43 milyar TL'ye, 2011'de bir 53 milyar daha artmış topluyorsunuz iki yılda, tüketici kredileri Türkiye'de 95 milyar TL artmış.

Bireysel krediler... 2 yılda halkımız 95 milyar TL'lik harcamasını aslında, borçlanıp harcamış. İyi de büyüme rakamlarını gördük tamam yüzde 8,5 ama bu istediğimiz bir tablo değil.

Mutlaka herkesin ayağını yorganına göre uzatması gerekiyor. Bu tabii güven ortamıyla alakalı, bu da bir gerçek. Biz her ne kadar güven ortamından memnunsak da geleceğe olan güven, insanları harcamaya yönlendirebiliyor.''

Tasarrufa teşvik

Tasarruf oranlarını artırmak için, şimdiye kadar ağırlıklı olarak bankacılık sektörü üzerinden kredi hacmine frenleme uygulandığını ifade eden Babacan, şöyle dedi:

''Bundan sonra biraz daha tasarrufu teşvik etmek, yani sadece harcamayı frenlemek değil ama, tasarrufa da ilave teşvikler vermek bizim öncelikli bir alanımız olacak.

Bunu bankacılık sistemi, bireysel emeklilik sistemi üzerinden ve sigortacılık sistemi üzerinden yapacağımız bir paket üzerinde çalışmalarımızı tamamladık. Teknik rötuşları yapıldıktan sonra da bunların derli toplu açıklamalarını yapacağız.''

www.UlasimOnline.Com

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ulaştırma | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim