• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 30 °C
  • Ankara 28 °C

Balık stokları 2050 yılına kadar tükenebilir

Balık stokları 2050 yılına kadar tükenebilir
Denizler ve balıkçılığımız SOS veriyor. Balıkçılar, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelere göre çözüm denetimlerin artırılmasında saklı. Eğer önlem alınmazsa tüm balık stokları 2050 yılına kadar tükenebilir.

Balık stokları 2050 yılına kadar tükenebilir

Denizler ve balıkçılığımız SOS veriyor. Balıkçılar, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelere göre çözüm denetimlerin artırılmasında saklı. Eğer önlem alınmazsa tüm balık stokları 2050 yılına kadar tükenebilir.

Alınamayan tedbirler, yanlış uygulamalar ve bilinçsizlik nedeniyle deniz canlılarının hayatı ciddi yönde tehlikede. Türkiye coğrafyasının üç bir yanının denizlerle çevrili olması gerek turizm, gerekse balıkçılık açısından bir nimet olarak kabul ediliyor. Ancak alınamayan tedbirler, yanlış uygulamalar ve bilinçsizlik nedeniyle deniz canlılarının hayatı ciddi yönde tehlikede. Kontrolsüz büyüyen balıkçılık sektörü, endüstriyel balıkçılıkla birlikte yasadışı avlananların iştahının gittikçe kabarması ve yasal denetimlerin yetersizliği sonucu denizlerimizdeki tehlike giderek artıyor.

Uzmanların üzerinde birleştikleri konular açık: Balıklar üzerindeki av baskısı gereğinden fazla, yasalar caydırıcı değil, tabii bu konuda halkımızda da gerekli bilinç oluşmamış. Üstelik bu sadece Türkiye’ye has bir durum da değil. Hal böyle olunca Birleşmiş Milletler raporlarına da yansıyan bir tehlike çıkıyor karşımıza: Tüm balık stokları 2050 yılına dek tükenebilir…

Dur demezsek yüzde 50 küçüleceğiz

Denizlerden ekmek yiyen balıkçılar da tehlikenin farkındalar. Gidişata dur denmezse balıkçılık sektörünün 5 yıl içinde yaklaşık yüzde 50 oranında küçüleceğini söylüyorlar. Kumkapı Balık Hali’nde balıkçılıkla uğraşan Mustafa Ocak, çinekop ve lüferde gözle görülür bir düşüş yaşandığını vurgulayarak, halkın mecburen kültür balıkçılığına ve ithal balıklara yöneldiğini kaydetti.

Ocak, şunları söyledi:

“Kültür balıkçılığı talebi karşılıyor. Vatandaş da kültür balıkçılığına alıştı. Bundan 5- 6 yıl önce 9 ay deniz balıkçılığı 3 ay ise kültür balıkçılığı yapılıyordu. Şu anda ise bu tam tersine döndü. Bu korkutucu bir durum”

Sektörün böyle devam etmesi sonucunda ellerindeki teknelerin jilet olmasını beklemekten başka çareleri olmadığını söyleyen Mustafa Ocak, büyük kayıkların ufaldığını, masrafların ağırlaştığını söyleyerek, “bu bilinçsizlikle devam ettiğimiz takdirde 5 -10 yıl içinde sektör yüzde 50 küçülür” dedi. “890 kayıtlı gırgır, 2 bin civarında kayıt dışı trol kayığı var” diyen Ocak, sektör küçüldüğünde bu kayıtlı kayıkların yüzde 50’ye düşeceğini, buna bağlı olarak balık fiyatlarının yüzde 50 artacağını vurguladı. Ocak, yavru balıkların avlanması konusunda da, balıkçıların bilinçsiz hareket ettiğini dile getirdi.

Ne diyor?

Hem Kumkapı’da hem de Kadıköy balık pazarında gördüğümüz manzara Mustafa Ocak’ın söylediklerini doğruladı. Gerçekten de küçük balıkların haricinde lüfer zaten çok az sayıda geliyor ve pahalı. Halkımız daha çok ucuz olan kültür balıklarına yönelmiş durumda. Tüketimde birinci sırayı hamsi ve istavrit alıyor. Palamut ve uskumru da halkın tercih ettiği balıklar arasında. Kültür balıkçılığı ile levrek, çipura, somon gibi balıklar artık orta halli ailelerin sofrasını süslüyor. Asıl dikkatimizi çeken lüfer ve sülalesinin az sayıda ve pahalı olması. Bu durum bilim adamlarının, balıkçıların ve STK’ların söylediklerini doğruluyor.

Sorumlu balıkçılık anlayışı gerekiyor

Yıllara göre balık popülasyonlarının farklılık göstermesinin doğal bir süreç olduğunu belirten Çanakkale Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şükran Cirik; “Elde edilen ürün miktarlarındaki piklerin göreceli olarak azalması ve avlanan balıkların boylarında da geçmiş yıllara göre görülen küçülme, av baskısının gereğinden fazla olduğunun bir göstergesidir” dedi. Kofananın gözlemlenme oranının düştüğünü belirten Cirik, palamutta da benzer bir durum olduğunu vurguladı. Denizlerdeki yaşamın sürdürülebilmesi açısından Türkiye’nin acilen bilimin ışığında bir balıkçılık politikası geliştirmesi gerektiğini belirten Cirik, asıl sorunu ise şöyle özetledi: “Asıl sorun, şu anki mevcut yasaların uygulanmasındaki aksaklıklar ve yetersizlikler. Yasalar ancak uyulduğu zaman etkilidir. Bu bağlamda ülkemizde “sorumlu balıkçılık” anlayışının geliştirilmesi ve benimsenmesi gerekmektedir. Bunun yanında tüketiciler de deniz canlılarının korunmasında aktif rol alabilirler”.

Popülasyon aşırı sömürülmeyle azaldı

Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nalan Gökoğlu ise av gücünde artış olduğuna dikkat çekerek, kendi bölgelerindeki balık popülasyonlarının aşırı sömürülme nedeniyle azaldığını, bu nedenle İskenderun’daki çok sayıda av teknesinin Antalya Körfezi’nde balıkçılık yaptığının altını çizdi. Deniz canlılarının korunması açısından devlet tarafından av yasaklarının iyi denetlenmesi ve yasaya uymayanlara uygulanan cezaların caydırıcı olması gerektiğini vurgulayan Gökoğlu, av yasaklarının zamanının çok iyi belirlenmesi gerektiğini belirtti. “Kirletenler ve kirleticiler hem iç sularda, hem de denizde iyi denetlenmelidir” diyen Gökoğlu, kıyılarda koruma alanlarına ihtiyaç bulunduğunu, bu bölgelerde her türlü avcılığın yasaklanması gerektiğini belirtti.

Başbakanlık bünyesinde bir müsteşarlık kurulmalı

“Peki, ne yapılması gerekiyor?” diye sorduğumuzda Yalıkavak Çevre ve Fok Araştırmaları Derneği Başkanı, deniz ve balıkçılık alanındaki çalışmaları ile tanınan Nezih Birecik, konunun çözümü için çağdaş bir adres gerek diyerek bakın nelere dikkat çekti:

AB’nin önerisi doğrultusunda yeni bir kamusal yapılanma gündemde. Ne var ki hazırlanmış kamusal yapılanma taslağı, sektörün beklentilerine yanıt verme ve sorunlarını giderme konumundan çok uzak. Önerilen yapı ile Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı yeni adıyla Tarım ve Gıda Bakanlığı olarak isimlendirilmektedir. Balıkçılık konusu her ne kadar bir genel müdürlük adı altında bağımsız kamusal yapılanma içerisine alınmış ise de, ayrıntılara girildiğinde öngörülen uygulamanın beklentileri karşılamaktan çok uzak olan bir yapılanma modeli olduğu görülüyor. Yeni kamusal yapılanma benzetmek gerekirse, tam teşekküllü bir kurum diğer bir tabirle tam teşekküllü bir hastane konumunda ve özelliğinde olmalıdır. Sektör temsilcisi, merkezi örgütün kapısından içeri girdiğinde sorununun, girişiminin veya talebinin o sistem içerisinde makul bir sürede olumlu veya olumsuz sonuçlandırmış olarak yine aynı kapıdan çıkabilmelidir. Balıkçılık konusunun gerçekten güvenli ve ülke çapında etkin olarak kurulabilecek bir yapıda (DPT, TSE, TÜİK ve Diyanet İşleri Başkanlığı örnekleri benzeri) doğrudan Başbakanlık bünyesinde bir müsteşarlık olarak yapılanmalıdır. Bunu oluşturmanın yeri de TBMM’dir. Bu nedenle Türkiye balıkçılığının kamusal yönetimi için gerekli en verimli platformu oluşturmada tüm parlamenterlerimize önemli ve tarihi bir görev düşmektedir”

SENİNKİ KAÇ SANTİM?

Greenpeace büyük tehlikeye Birleşmiş Milletler’in raporlarına dayanarak dikkat çekiyor: “Denizlerde yaşam tükenmek üzere; dünya denizlerindeki balık stoklarının yüzde 76’sı tükenmiş durumda, büyük balık türlerinin yüzde 90'ı tamamen avlanmış ve BM raporuna göre tüm balık stokları 2050 yılına dek tükenebilir”

Greenpeace yetkilileri, Türkiye’de de durumun farklı olmadığını belirterek şunları söylediler:

“Balık stoklarımız ve balıkçılık can çekişiyor. Endüstriyel avcılık (büyük trol ve gırgır tekneleri) arttıkça, yumurtlama zamanları ve alanlarında avlanıldıkça, balık stokları hızla azalıyor; balıklar azaldıkça daha çok yavru balık avlanmaya ve satılmaya başlanıyor. Yavru balık avlandıkça ve satışı devam ettikçe de türler üremeye fırsat bulamadığı için durum daha da vahim hale geliyor.”

Bu gidişe dur demek isteyen Greenpeace temsilcileri yavru balıkların avlanmasına karşın “Seninki kaç cm?” adlı bir kampanyayla seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Bu kampanya ile Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’ndan acilen balık stoklarının ve balıkçılarımızın geleceği adına yavru balık satışını engellemesi ve yasal balık boylarını bilimsel temellere oturtması talep ediliyor. Kısacası bu kampanya ile “Yavru balık satmayın, almayın, tüketmeyin, denizlerimizin geleceğini korumaya yardım edin” deniyor.

Haber: Kara&Deniz Gazetesi

www.UlasimOnline.Com

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ulaştırma | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim