• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 24 °C

İMEAK Deniz Ticaret Odası, Eylül Ayı Olağan Meclis toplantısı yapıldı

İMEAK Deniz Ticaret Odası, Eylül Ayı Olağan Meclis toplantısı yapıldı
İMEAK Deniz Ticaret Odası Eylül ayı Olağan Meclis toplantısına Erol Yücel’in 2581 sayılı kanunda yapılan yönetmelik değişikliğiyle ÖTV ve KDV’nin muafiyetinin kaldırılmasıyla ilgili konuşması toplantıya damga vurdu.


İMEAK Deniz Ticaret Odası Eylül ayı Olağan Meclis toplantısına Erol Yücel’in 2581 sayılı kanunda yapılan yönetmelik değişikliğiyle ÖTV ve KDV’nin kaldırılmasıyla ilgili konuşması ve Salih Zeki Çakır’ın gemilere kesilen cezalarla ilgili yaptığı konuşması damga vurdu.

İMEAK Deniz Ticaret Odası Eylül ayı Olağan Meclis toplantısı, İMEAK DTO Meclis Başkanı Cengiz Kaptanoğlu başkanlığında İMEAK DTO toplantı salonunda yapıldı. Toplantının Kâtip üyeliğini Ümit Sandıkçı yaptı.

Meclis toplantısı, bölücü terör örgütü tarafından kahpece şehit edilen güvenlik güçleri ve denizci şehitler için bir dakika saygı duruşu ile başladı. Saygı duruşu esnasında Meclis Üyesi Murat Er'in BOZKURT işareti dikkat çekti.

murat_er_bozkurt.jpg

İMEAK Deniz Ticaret Odası Eylül ayı Olağan Meclis toplantısına onur konuğu olarak katılan Emekli Koramiral Işık Biren, tecrübelerini toplantıya katılanlar ile paylaştı. Deniz Ticaret Odası'nda olmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getiren Biren, “Ben bir denizci ailenin çocuğuyum, bizim aile içerisinde çok denizci vardı. Bu durum denizcilik konularına daima ilgili olmamızı gerektirdi ve ben de kendimi denizci olarak buldum” dedi.

Denizciliğin enteresan bir olay olduğunu söyleyen Biren, konuşmasının devamında şunları kaydetti: “Bazı ülkeler zoraki bir şekilde denizci olmuştur ve sonra servete kavuşmuşlardır. Şimdi huzurlarınızda tanık olduğum olayları ve duyduklarımı, sıralayarak anlatmak istiyorum. Savaşların denizciliğe büyük etkisi olmuştur, örnek vermek gerekirse Birinci Dünya Savaşı bittiğinde Versay Antlaşması imzalandı. Bu anlaşmanın hükümleri Almanya gibi dinamik bir ülkeye sığmadığı için Almanya en kısa zamanda ordusunu kurup birçok Avrupa ülkesini işgal altına alabildi; fakat amacına tam olarak ulaşamadı. Çünkü denizci değildi.

İkinci Dünya Savaşı bitti, birçok kan döküldü ve sonrasında birçok yeni keşifler ortaya çıktı. Radar, penisilin, antibiyotik, kimyasal gübre gibi şeyler bu savaştan sonra ortaya çıktı ve topluma faydalı oldu. İkinci Dünya Savaşı, 1950'de bitecek diye planlandı; ancak atom silahı bulununca 45'te savaş bitti. Savaştan sonra ABD'nin elinde gemiler, uçaklar, tanklar, toplar gibi müthiş bir stok kaldı. Avrupa perişan oldu, ABD; Marshall planı ile Avrupa'ya yardım etti.

Türkiye de Sovyet tehdidi olduğu için bu yardımları aldı. Avrupa'nın elinde sadece cephane yapımında kullanılan nitrik asit kaldı. Bunun sonucunda da araştırmalar sonucu azot sanayi kuruldu ve kimyasal gübre bir ihtiyaçtan dolayı doğmuş oldu. Denizciliğin kaderini en çok etkileyen olay, İkinci Dünya Savaşı’nda malzeme taşıyan Atlantik konvoylarının Onassis tarafından ucuza satın alınması oldu.

Yunanistan ekonomi anlamda 1948 yılında kötü durumdaydı ve ülkede iç savaş vardı. Onassis aniden bu kadar büyük bir servete kavuştu ve Yunanistan'ı denizci yaptı, Olimpik havaalanları kurdu. İkinci Dünya Savaşı bitti, bu kez de denizciliğe teknolojinin etkileri başladı. Kürek devri, yelken devri, buhar devri gibi şeyler denizciliği olumlu yönde etkiledi, ancak bu yeniliklerden en önemlisi konteyner nakliyatı oldu. Depolama sisteminde bir değişiklik meydana getirdi. Konteynır nakliyatı, antrepoların yerini aldı ve antrepolarda esrarkeşler ve serseriler yaşamaya başladı. Bunun üzerine ABD, buralarda bir yenileme programa başlattı. Ben bunları da orada görme fırsatı buldum. Atatürk'ün 1937'de meclis açılış konuşmasında denizcilikle ilgili, "Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin sporuyla ticaretiyle denizci olma zorunluluğu vardır ve en kısa zamanda denizci bir millet yaratmak zorundayız" diye denizcilikle ilgili çok güzel bir sözü vardı.

O dönemde büyük adımlar atıldı fakat yine büyük eksiğimiz vardı. Bu coğrafi konumumuzu olumlu bir şekilde Irak-İran savaşında transit taşımacılığı yapılarak kullandık. Irak'ın 24 milyon ton, İran'ın da 23 milyon ton ithalat ihtiyacı vardı. Sınır kapıları ıslah edildi ve 1980 sonunda toplam ihracatı 2.8 milyar dolar olan Türkiye'nin sadece transit taşımacılığından sağladığı gelir, bu rakamı aştı. Bu transit taşımacılığa katkıda bulunanlara teşekkür etmek gerek. Ondan sonra halk riskli bölgelerden geçmesin diye Gurbet Yolu'nu açtık.

Denizcilik dediğimizde sadece taşımacılığı değil sporundan marinasına kadar her dalını düşünmek lazım. 1981-1982'de Turizm Teşvik Kanunu diye bir kanun çıkarılacaktı. Bu kitap benim önüne geldi ve ben o komisyonun başkanıydım. Yat turizmi nerede diye sordum, ne işe yarar dediler. Kabotaj Kanunu'ndan dolayı, çok büyük mücadele vermek mecburiyetinde kaldık; ancak sonunda yat turizmini Turizm Teşvik Kanunu'na koydurmayı başardık.

Kafamızda hep Deniz Ticaret Odası kurma düşüncesi vardı. Bülent Ulusu, Nejat Tümer, Erdoğan Yazıcı ve ben, bu talebimizi önce Mehmet Sağlam'a sonra da hükümete sunduk. Yasal prosedürler onaylandı ve Deniz Ticaret Odası kuruldu.

Jeopolitik açıdan baktığımız zaman denizcilik çok önemli bir konum arz ediyor. 1. Petro'dan beri Rusya'nın en büyük hayali sıcak denizlere inmektir. Bunun günümüzdeki en büyük örneği Rusya'nın Suriye ile kurduğu ilişkidir. Sıcak denizlere inme amelleri olan Rusya, başka yer bulamadığı için Suriye'ye üs kurmuştur. Dolayısıyla jeopolitik konum, denizcilikte çok önemlidir.

Biraz da tersanelerle ilgili anılarımı anlatayım. 1967'de Kıbrıs'a bir harekât yapmak istedik; fakat gemimiz yoktu. O sıralarda hava harekâtı yaptık; ancak o sırada arada silah ve gemi ambargosu yedik. Böyle bir durum içerisinde ilk defa Deniz Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı kuruldu. Bu vakıf Türk denizciliğine çok faydalı oldu. Amerika'da yetişen mühendislerimiz eğitimini tamamlayıp ülkeye dönmüşlerdi. Namık Oruç, Ergün Tuncer hepsi bir oldu ve Türkiye'ye bir çıkarma filosu kazandırdılar. Tersaneler sayesinde Kıbrıs harekâtını yapamayan bir denizci ülkeyken deniz aşırı harekât yapabilecek bir statüye geldik.

Ben deniz tarihi meraklısıyım, DTO'nun ve Piri Reis Üniversitesi'nin Deniz Tarihi Araştırması konusunda verdiği destekleri şükranla anıyorum. Türkiye'nin bu şekilde 25 ülkenin katıldığı uluslararası toplantılara önderlik etmesi beni çok onurlandırdı.

İnşallah denizcilikle ilgili bir araştırma ünitesi kurabiliriz, bütün anılarımız belgelensin. Bu camia bunu da yapmalıdır bence. Malaka'da bizi bir gece tarih profesörü ile konuştuk. Biliyorsunuz Endonezya'nın % 99'u Müslüman, Malezya'nın da %80'i Müslüman. Hintli var Çinli var, bu adamlar nasıl ve neden Müslüman oldular? Bunları Müslüman yapanlar deniz ticaret mensuplarıdır. Baharat Yolu'nu kontrol ederken burada emirlikler kurmuşlar. Daha sonra Portekizliler gelmiş ve baharat yolunu ele geçirmek için orada koloni kurmuşlar. Portekizliler dışında Hollandalılar ve Japonlar da Baharat Yolu'na hâkim olmak için uğraş veren diğer ülkelerdi.

18. yüzyılda, 19. yy'a kadar İngilizler de denizden yararlanmaya başlamışlar. Profesör bunları anlattı, bunların en iyisi ve en kötüsü kimdi diye sordum, en kötüsü Portekizliler’di dedi. Niye diye sorduğumda ise, hainlik, zalimlik yaptıklarını söyledi. En iyisi Japonlar'ın olduğunu ve bu bölgedeki sömürgeciliği Japonlar'ın sonlandırdığını söyledi. Ben inanamadım.

Baharat yolu biliyorsunuz Mısır'a kadar geliyordu, Mısır'dan kalkan gemiler İstanbul'a Mısır çarşısına geliyor. İpek ve baharat bu coğrafyanın en büyük kaynağı oldu. Bugün ise, başımızda bir enerji var, Asya, enerjinin ham maddenin kaynağıdır. Batı bunu kullanmaya devam ediyor biz de ortada oturuyoruz. Üzerindeyiz, Tıpkı bir zamanlar baharat yolu, ipek yolu olduğu gibi. Şimdi de enerji yolunun üzerindeyiz, tıpkı bir zamanlar baharat yolu ve İpek Yolu’nun üzerinde olduğumuz gibi.”

Biren’in konuşması sonrası İMEAK DTO Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kalkavan, günün anısına Işık Biren’e bir plaket takdim etti.

Plaket takdiminin ardından Piri Reis Üniversitesi ile ilgili hazırlanan bir video izlendi.

Hüseyin Yanık tarafından İMEAK DTO’nun 2015 yılı Ocak-Temmuz ayı arasındaki faaliyet raporu okundu. Yanık tarafından okunan raporda, 7 aylık süreçte İMEAK DTO’nun kısaca faaliyetlerine yer verildi.

İlker Meşe: DTO olarak baştan beri ENOİKS ölçümlerinin içinde bulunmak istedik

ENOİKS çalışmaları hakkında bilgi veren İlker Meşe, 400 gross ton altındaki teknelerde ölçüm işlemlerinin yapılmasının çok zor olduğunu söyledi.

Meşe, “Bugünkü konuşmamın özetini ENOİKS ölçümlerinin; Deniz Ticaret Odası’nda yaptığımız çalışmalarını anlatacağız. 13.04.2015 tarihinde Deniz Ticaret Odası’nda bu konuşmayı görüşmek üzere bir toplantı yaptık. 15.06.2015 tarihinde Deniz Ticaret Odası’nda bir toplantı yaptık. Bu 2 toplantıyı deniz mühendisleri ve Türk Loydu’nun katkısıyla yaptık. Bu toplantılardan sonra 23.06.2015 tarihinde, Gemi Mühendisleri Odası Tuzla Yerleşkesi’nde bir toplantı daha yaptık. Türk Loydu ve Gemi Mühendisleri’nin sorunlarını bu toplantılarla dinlemiş olduk. Makineler için hava kirliliğinin önlenmesi için gerekli Uygunluk Belgesi’nin nasıl verileceği ile ilgili bir toplantı yaptık. Deniz Ticaret Odası olarak her iki tarafa uyumlu şekilde çalıştıkları için çok teşekkür ederiz.

Deniz Ticaret Odası olarak baştan beri ENOİKS ölçümlerinin içinde bulunmak istedik. Bunun nedeni; üyelerimizin yaşayacağı sorunlar da bunlardan en az etkilenmelerini istememiz. Bütün gemiler ENOİKS kapsamı içine dâhil olmuş durumda. ENOİKS ölçümleri için yaptığımız değerlendirmeler, idari kurulca hafifletildi ve serbest bırakıldı. Bu konuda yeterli bilgilerinin olmadığını söyleyerek konuyla ilgili bir hazır taslak çıkarmak durumunda kaldık.

Biz de Deniz Ticaret Odası olarak hem idareyi bilgilendirmek hem de her 2 mühendislik odasından konuyu nasıl değerlendirdikleri ile ilgili bilgiler istedik. Bununla ilgili mühendisler odasından gelen son metni sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bilindiği üzere Markol Ek-6 5’te; 400 gross tondan düşük gemilerde kural 13’te belirtilen esaslara uymak üzere idarenin kendi önlemini alabileceğini ifade eder. Genel olarak bu madde Yönetim tarafından kabul edilmese de İdare’nin işine bırakılması, genel oylama ile beraber kabul edildi. Yönetim olarak bu maddenin; idareye esneklik verdiğini belirtmek istedik.

Biz de hem idareyi bu konuda bilgilendirmek ve işlerini de kolaylaştırmak adıyla her 2 mühendislik odasından 10.08.2015’de; bu konuyu nasıl değerlendirdikleri ile ilgili bir görüş istedik. Bununla ilgili gelen son bilgileri de sizlerle paylaşmak istiyorum. 2008 yılındaki ENOİKS Yasası’nın genel olarak kabul edilmesi kararlaştırıldı. Buna göre, 400 gross ton altı gemilerde basitleştirilmiş ölçümlerde idarinin yetkilendirildiği, motorun etiket değeri esas alınıp kuralların dışına çıkılmaması kararlaştırıldı. 400 gross ton altındaki teknelerde ölçüm işlemlerinin yapılması ise çok zordur. Bu durumun gemi sahiplerine çok yük bindireceği ortadadır.

ENOİKS; makine imalatçılarının verdiği bir değerdir. Hava ile yakıtın yanmasını kısaca hatırlayacak olursak hava; yüzde 78 azot, yüzde 21 oksijen, yakıt; yüzde 84 karbon, yüzde 9 hidrojen, yüzde 3 sülfürden ibarettir. Yanma sonrası ortaya çıkan ENOİKS; Karbondioksit değeridir.

Bizi ilgilendiren ENOİKS, 400 gross ton altındaki Türk bayraklı gemilerin ölçüm değerlerinin yapılabileceğidir. İdarinin görüşü ve Deniz Ticaret Odası olarak bu konuda sizleri bilgilendirmek istedim.

Yine diğer ülkeleri araştırdığımızda Yunanistan’dan gelen cevap da aynı görüştedir. Onlar da 400 gross ton altındaki gemilere ölçüm uygulamamaktadırlar” diyerek Deniz Ticaret Odası olarak bunu idareye bildireceklerini ve bunun yönetmelik olarak son şeklini almasını sağlayacaklarını sözlerine ekledi.

Erbil Özkaya, İMEAK DTO’nun Ağustos ayı içerisinde yapmış olduğu faaliyetler anlattı.

Erol Yücel: 2581 sayılı özel kanunda artık KDV ve ÖTV olacak

Geçtiğimiz Ağustos ayında 2581 sayılı yasada yapılan yönetmelik değişikliği ile artık gemi ithalata KDV ve ÖTV getirildiğini söyleyen Erol Yücel, “Hepimize geçmiş olsun” dedi.

“Turgut Özal gibi bu kadar dirayetli, bürokrasiyi bu kadar iyi bilen, bir başbakan olmadı daha” diyen Yücel, “Hepinizin bildiği gibi 1937 yılında az önce amiralimizin de söylediği gibi büyük Atamız’ın girişimleriyle bir kanun çıkarıldı. Her türlü deniz aracının ve bu araçlara ilişkin maddelerin vergilerden muaf olarak ithaline imkân sağlayan bir kanun çıkarıldı. Daha sonra 1938 senesinde 3339 sayılı kanun olarak anılan bu kanun 1980 yılına kadar uzatılarak geldi” dedi.

3339 sayılı kanunun 1980 yılındaki 12 Eylül Darbesi sırasında da süresinin uzatılmasının unutulduğunu dikkat çeken Yücel, konuşmasının devamında şunları kaydetti: “Şubat 1982 yılında bu kanunun uzatılmasının unutulduğu hatırlandı. Bunun yerine kaim olmak üzere bir cümlelik bir kanun çıkarıldı. 2581 sayılı kanun bir cümle. Aynı yıl bu kanunun uygulamasına ilişkin olarak da bir yönetmelik yayınlandı ve sayın bürokratlarımız bir cümlelik kanun maddesini tam 2 sayfalık yönetmelik haline getirdiler.

Gerçekten çok büyük muhteşem bir başarı olduğunu düşünüyorum. Bu yönetmelik Türk denizciliğinin gelişimine bir kilit vurmuştur. 1980 yılına geldiğimizde Türkiye Cumhuriyeti’nin deniz ticaret filosu 1 milyon 800 bin DTW’du. Bunun 1 milyon 200 bin DTW tonu deniz nakliyatına ait idi. 1985’e kadar ufak tefek gemilerin alınmasıyla Türkiye’de bir şekilde 1 milyon 800 bin tonluk filonun gelişimi 1985 sonuna kadar 7 milyon DTW tonu birazcık aştı. Bu kez 1985 yılının ihracat rejiminde yani her yıl ihracat rejimi yayınlanıyor ve 1985 yılı ihracat rejiminde ithalatta alınan bir damga resmi var ve bu damga resminin yanında bir parantez var. Her yıl böyledir. Hazır gemi ithali hariç. Yine 1985 yılında bu rejimin yayımı sırasında sevgili bürokrasimiz bu cümleyi kaldırıverdi.

1985 yılının Türk deniz ticaret filosunun baş aşağı gitmeye başladığı yıllardır.

1985’ten 1989 yılına kadar 2 tane mücadele resmimiz var. Bir tanesi ithalat rejimine bu parantezin yeniden konulmasını sağlamak, bunu rahmetli Turgut Özal dahil kimse başaramadı. İkincisi ise, yine 2581 sayılı yasaya ilişkin yönetmeliğin değiştirilmesiydi. Uzun yıllar sonunda bir devrim niteliğinde Türk denizciliğinin Anayasa olarak kabul ettiği ve hepinizin bildiği Alman bankasının ve diğer finans kurumlarının Türk denizciliğine sermaye temin etmeye başladığı olay, 1989 yılında değiştirilen 2581 sayılı yasaya ilişkin yönetmelikti. Rahmetli Turgut Özel, bize dedi ki, “Benden bir şey istemeyin. Ne teşvik ne bir şey. Ben de sizi fibere edeyim. Sabah aldığınız gemiyi öğleden sonra satabilecek hale getireyim. Ama benden bir şey istemeyin”.

Pazarlık yaptık.  “Düzeltin getirin” dedi. 1989 yılındaki bu yönetmeliği biz değiştirdik. Götürdük, teslim ettik. Rahmetli Turgut Özal, bürokrasiyi iyi bilen bir insandı. Dedi ki, “Hele bir gelin bakın, bu bürokrasi dediklerimizi yapmış mı?” dedi. Ankara’ya gittik. Yönetmeliği bir verdiler elimize. Baktık ki, bizim verdiğimizden başka yine orasına bir şey eklemişler, bir şey çıkarmışlar. Dedik ki, “Efendim, bu bizim istediğimiz değil”.

Işın Çelei’yi çağırdı. Dedi ki, “Elini sürenin elini kırarım. Bu böyle çıkacak” dedi. Uzun mücadelelerden sonra sözün özü, 1989 yılında 2581 sayılı yasaya ilişkin yönetmelik değişti. Türk denizciliği gerçek anlamda gelişme gösterdi. Eğer bugün filomuz, 28 olabilir, 30 olabilir, önemli değil, iner, çıkar bu. Bunun temelinde 2581 sayılı yasada yapılan bu değişiklik.

Bu vurgulamayı bugün ne için yapıyorum? 1989 yılından sonra 2004 yılında üçüncü kez sevgili bürokrasimiz bu yönetmeliği bir kez daha değiştirdi. Geçti. 9 Ağustos’ta(2015) yönetmelik bir daha değişti. Hiç kimseden ses yok. Hayretler içindeyim. İnanın, hayretler içindeyim. Biz Türk Armatörler Birliği olarak odamızın başkanları ve Halim Başkanımla beraber Türk denizciliğine büyük hizmetler yaptığına inandığım TBMM Başkanı İsmet Yılmaz’ı ziyaret ettik. Büyük nezaket gösterdi. Bizi öğle yemeğinde protokolde ağırladı. Sorunlarımızı ilettik. 2 hafta sonra da 21 Ağustos’tu yanlış, hatırlamıyorsam, Sayın Cumhurbaşkanı Beyler Beyi Sarayı’nda bizi Türk Armatörler Birliği, Halim Başkanım, Metin Başkanım, Cengiz Başkanım, hepimizi Beyler Beyi Sarayı’nda 3 saat misafir etti. Sorunlarımızı söyledik. Dertlerimizi söyledik. Bizden rapor bekliyor. Bende Türk Armatörler Birliği olarak 228 tane üyemize yazı gönderdim. Dedim ki, ortak olarak bizim Türk Bayrağı’ndan yabancı bayrağına kaçıştaki sorunlarımızı herkes yazsın, hangi açıdan ne sorunu görüyor, bunları derleyelim, toparlayalım ve yazalım. Sayın Cumhurbaşkanı talimat vermiş, geçtiğimiz hafta Özkan Poyraz Bey beni aradı, toplantı hakkında bilgi aldı. Bu raporu benden beklediklerini söylediler. 228 tane üyemizden 1 tek yazılı cevap geldi. Bu sabah 10.00’da Türk Armatörler Birliği’nde toplantı yaptık. 15 kişi katıldı. Ama hala 2581 sayılı yasaya ilişkin 9 Ağustos’ta (2015) yayınlanan yönetmelik hakkında kimse konuşmuyor.

Değerli arkadaşlar, 2581 sayılı yasaya göre, artık gemi ithalata KDV ve ÖTV getirildi. Sayın Özkan Bey’e telefon açtım. “Hayır efendim, ben böyle imzalamadım. Getirin!” dedi. “Allah Allah!” dedi. “Bunu araştıracağım.” dedi. Sonra bana telefon etti, bana dedi ki, “Başbakanlık kanunda ısrar etmiş, bunu koymuş”. “Ama olsun” dedi, “Yani ÖTV kanunu, KDV kanunu ayrı, 2581 özel kanun”. 2581 sayılı özel kanun bizi her türlü vergi denetim harçlarından istisna eden bir kanun. Şimdi, evet, doğru söylüyor. KDV kanununda, gemi ithalatı veya parçaların ithalatı sıfır. Ama çok ince bir detay var bürokraside, artık 2581 sayılı özel kanunun korumasının dışına çıkmıştır. Artık şu saatten sonra devletin KDV kanununa tabiyiz. Yani artık Maliye derse ki, şu armatörlerden yüzde 1 olsun, bir alıştıralım, yüzde bir koyalım derse, yüzde 2 koyalım derse, bilmiyorum, sabahki toplantıda olan bir arkadaşımız var mı, bir gemi parçası için Maliyeye gittiğinde çalışma yaptıklarını söylemişler. Şimdilik veriyoruz bunları da bundan sonra bir şey koyacağız diye. Evet, değerli arkadaşlar, buna acil müdahale etmediğimiz sürece, biliyorsunuz bu mevzuatta kolay kolay değişiklik yapılamıyor.

1985’tekini söyledim. 1989’a kadar Turgut Özal gibi, nur içinde yatsın, bu kadar dirayetli, bürokrasiyi bu kadar iyi bilen, bir başbakan olmadı daha. Hepimize geçmiş olsun. Ben bu hususu sizlerle paylaşmak, dikkatinize sunmak istedim.”

Salih Zeki Çakır: 48 saat uygulamasını kaldıranın adı Türk denizcilik tarihine altın harflerle yazılacak

Gemilere kesilen cezalar yüzünden armatörlerin zor günler yaşadığına dikkat çeken Salih Zeki Çakır, bunun önüne geçilerek gerekli düzenlemelerin yapılması gerektiğine vurgu yaptı.

Çakır, “Ülkemiz, vatanımız, milletimiz tarihimizde pek çok kez olduğu gibi yine küresel ve bölgesel ölçekte köşeye sıkıştırılmaya çalışılmaktadır. Bir dar boğaza sokulmaya çalışılmaktadır. Tarihte olduğu gibi ülkemizin ve milletimizin bu süreci başarıyla milletimizin menfaatine sonuçlandıracağına olan inancımı paylaşarak şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum.

Konuşmam mevcut sayın başkanın ve Erol Bey’in yaptığı konuşmayı tamamlayıcı ve detaylandırıcı nitelikte olacaktır. Armatörlük faaliyetleri üzerinde hep bunu konuşmalarımızda söylüyoruz, sektörümüz, odamız bünyesindeki 47 meslek grubu ağırlıklı olarak navluna bağlı hayatiyetini sürdürmektedir. Bu bir gerçek. Navlun iyiyse, armatör ofisinde o hafta iyi bir navlun geldiyse finans departmanındaki arkadaşlarımız bunu makul şekilde bir tedarik zinciri olarak paylaşıp herkesi memnun etmeye çalışmaktadır. Fakat son yıllarda, 2008 sonrası ve ağırlıklı olarak 2015 yılı başı itibariyle bu tabloda bir tersine gidiş var. Armatörlerimiz gerçekten çok zor durumda. Bu durum tabi diğer meslek guruplarını da zincirleme etkilemektedir.

2008 öncesi armatörlüğe yatırım yapanlar gemi değerlerinin düşmesiyle ciddi bir fakirleşme yaşamaktadır. Bu fakirleşme bankacılık ve finans sektörü açısından kredibilite kaybına neden olmaktadır. 2008 öncesi denizcilik sektörüne yatırım yapmış bir tanıdıkla bu konuları mütalaa ederken kendisi aynı zamanda hayvancılık işi de yapıyormuş. Durumunu şöyle izah etti; çiftliğimiz vardı, veterinerin dediklerini uygulardık, 1 koyun alırdık, 3 sene 1 koyun 6 koyun olurdu. Gemi işine girdik, klâsların her dediğini yapıyoruz, her masrafı, harcamayı yapıyoruz ama gemi değerleri dipte sürünüyor.

Biz armatörler böyle bir gerçekle yüzleşirken bir de işletme sorunu, işletmeden kaynaklanan ve yüzleşmek zorunda kaldığımız sorunlar var. Bunlardan biri de yasaklar ve cezalar. Bu tabi piyasanın iyi olduğu zamanlarda çok göze batmıyordu, oradan buradan karşılanarak ödeniyordu. Fakat geldiğimiz noktada şirketlere gelen her fatura bu dediğimiz ödeme dengelerini ve tedarik zincirini beslemeyi olumsuz etkilemektedir.

Bu sorunlardan önemli bir tanesi de yine bu oda bünyesinde çokça konuşulmuş ama hala bir çözüme kavuşturulamamış 48 saat uygulamasıdır. 48 saat uygulaması özellikle kriz dönemlerinde ağırlıkla bölgede çalışan tonajda daha çok etkileyici olumsuz etki yapmaktadır. Armatör sefer bağlayamayınca işte ya Kumkapı’da demir yerinde pusuya geçmeye çalışıyor ya da Karadeniz’e bir an önce hafta sonuysa çıkayım cezaya düşmeyeyim, bir iş çıkarsa bakarım diye çalışıyor. Bu 2015’te çokça bu hikâye yaşandı.

Birkaç örneklendirme yapmak istiyorum. Dil İskelesi’nden tahliyesini tamamlamış, büyük kabotaja geçmiş bir gemi tabi yine yükü yok boğazı çıkacak. İşletme ofisi doğal olarak gemi Kartal’a uğrasın, oradan da gemiye bir iki şey teslim edelim, düşüncesiyle gemiyi Kartal’a uğratıyor. Oradan da boğaza devam edecek. Hemen anında gümrük motoru gelerek tespit yapıyor, akabinde 6 bin tonluk gemiye 8 bin TL ceza kesiliyor. Yine bir gemimiz burada beklemeyi göze alamıyor boğaz çıkışına gidiyor. Pazar gününe denk geliyor, 48 saat bekleyip ondan sonra kalkacak.

Kaptanın herhalde biraz basiretsizliği, 48 saati yarım saat geçiyor ve VTS bunu rapor ediyor, 9 bin 500 TL ceza kesiliyor. Bir başka armatör arkadaşımızın kuzeyden Marmara’ya inecek bir gemisine çıkma ihtiyacı doğuyor. Malum kışın sistem yavaş, işlemler uzuyor. Arkadaşımız gemiye çıkıyor. Hemen Sahil Güvenlik gemiye çıkarak armatörün gemide ne işi olduğunu sorgulayarak bir tutanak tutuyor. Ceza geliyor 14 bin TL. Tabi arkadaşın bu cezayı ödeyecek gücü olmadığı için gecikiyor ve sonuçta bu cezayı 18 bin TL olarak ödemek zorunda kalıyor. Bunu daha önce de yine dile gelen eksik evrak ile ilgili liman denetlemelerinde cezalar hala yürürlükte. Çokça kaldırılacağı, iyileştirileceği ve hatta inisiyatif kullanılacağı yönünde sözler verilse de maalesef buradan da fatura işlemeleri devam ediyor. Bu sadece Türk armatöre değil geçen tanıştığım bir yabancı armatöre de Zonguldak Limanı’nda girdiği denetimde 25 bin Dolar Liman Başkanlığı ceza kesmiş. Yani bu cezalar aynı zamanda uluslararası boyuta da ulaşmış durumdadır.

Bunlar tedviren, bizim görüşümüz 48 saat uygulaması kalkamıyorsa, kalkmayacaksa hiç olmazsa sürenin uzatılması. Özellikle transit geçen gemiler için. Çünkü Türk limanlarından giden gemilere bir iyileşme yapılıyor. Bu sadece Türk armatörün avantajına değil, burada çok tartışıldı özellikle yakıtçıların, ikmal, personel değişikliğinde de ülke ekonomisine katkı sağlayacak bir uygulama olacaktır. Burada armatörlerin elini bağlayan, özellikle İzmit Körfezi’nde yılda yaklaşık 15 bin civarında gemi uğramakta. 48 saat uygulamasında sadece Kumkapı demir yeri olarak görünüyor. Orada işlem yapılma zorunluluğu var. Bizim önerimiz bu demir yerinin Kartal, Kilyos, Tuzla ve yine Çanakkale girişinde de Karanlıkdere’de demir sahalarının 48 saat uygulamasına alınarak hiç olmazsa elzem durumlarda armatörün isteğiyle gemiyle irtibat kurulmasının önü açılmalıdır. Yoksa transiti bozmanın maliyeti, hele ceza olunca 4 kata kadar cezayı artırma uygulamaları var.

Bu gerçekten kabul edilebilir. Bu iyi zamanlarda bunları konuşmuyordum. Şu anda navlunlar bu cezaları karşılamaya yetmiyor. Sefer maliyetleri hepinizin malumu. Bu tamamıyla armatörün yükü. Bunu kimseden talep edemezsiniz. Bu anlamda 48 saat uygulamasını kaldırabilecek iktidarın, siyasetçilerin, bürokratların, oda yönetimlerinin, sivil toplum kuruluşlarının katkısı kim varsa, kim buna destek olabileceklerin adı Türk denizcilik tarihinde altın harflerle yazılması gerekir diye düşünüyorum. Kendi hesabıma, Koster Armatörleri İşletmecileri Derneği olarak bu altın harflerin maliyetini ödemeyi taahhüt ediyorum.

Ülkemiz bir seçim süreci yaşamakta. Seçim süreçlerinde tabi ülkenin sorunları var, öncelikleri var ama öncelikle bu kısıtlamayı kaldırmanın bir yolunu bulalım ve bunu partilerden talep edelim. Kim elinden ne geliyorsa yapmamız şart. Öncelikle ilk aşamada bu demirleme alanlarının geniş tutulması ve armatörlerin acil ihtiyaçları için 48 saat içinde istisnai yerlerde gemi ile temas kumasının cezaya tabi tutulmaması gerekir. Memur arkadaşları tenzih ediyorum onlar uygulayıcı. Ama biz kanunu kökünden halledemezsek burada Sahil Güvenlik’e, Deniz Polisi’ne neden böyle yapıyorsunuz deme lüksümüz yok.

Yine armatörleri ilgilendiren küçük bir konu daha navlun hâsılatı oda payı. Bunların hesaplanması için burada bir komisyon da var. Bu komisyonun içinde armatör arkadaşlarımız da var. Geçen yine bir üyemizi yaşadığı bir sorun ki rakamlar küçük. Bunları gündeme getirmek hiç doğru değil. Reklam yapmak gibi olmasın İstanbul Navlun Endeksi var. Navlunun nerede, kaça olduğu ile ilgili haftalık raporlar yayınlıyoruz.

Buradan da armatörlerden, Türk limanlarına uğradıklarında talepler geliyor. Novorossiysk’den Dil İskelesi’ne 5 bin 800 ton demir çelik taşıması. Navlun 20 dolar. 20 Dolar üzerinden oda payı hesaplanıyor. Armatöre navlun faturanı gönder, charter-partnerını gönder gibi talepler geliyor ki, ben bunları doğru bulmuyorum. Armatör bu evraklarını göndermek zorunda değil. Buna başka bir yöntem bulmamız lazım. Ben böyle bir navlun varsa, içinizde bu işi yapanlar var Novorossiysk’den Dil iskelesine 20 dolar. Ben iki kat yani 1 dolarını odaya bağışlamaya hazırım. Zaten orada 500 dolar üst limit var yapılan gerçek bağlantı 12.5 dolar. Onun için orada ister istemez bir marj oluşuyor. Yine münferitteki sefer için denildiğinde bu bahsetmeye değmez. Bize de yakışmaz. Sayı çok olunca ve üyeler evraklarının talep edilmesini doğru bulmadığımı sizlerle paylaşmak istiyorum” ifadelerini kullandı.

A.Deniz Eraydın: Türk Bayraklı gemilere hizmet veriyoruz, sorunlarımız çözülmüyor

Devlet olarak gemi yakıt ikmalcilere sahip çıkılmadığının vurgulayan A.Deniz Eraydın, uzun süredir sektör olarak yaşadıkları sorunların çözümü için uğraştıklarını ancak bu sorunların devlet tarafından hala çözülmediğini söyledi.

Eraydın, “Öncelikle Deniz Ticaret Odası’na teşekkür etmek istiyorum. Daha önceleri hep böyle sitem ederdim, problemlerimiz var çözemiyoruz, Deniz Ticaret Odası ilgilenmiyor ve yapmıyor diye. Şimdi DTO Bakanlık’ta beni sokmadığı görüştürmediği bürokrat kalmadı ama problemlerimiz çözülmedi. 2-3 senedir burada uğraşıyoruz, sistemi anladım ben. İşte biz gemi yakıt ikmalcileriz. Dünyada 150 tane Türk bayraklı ticari tanker var, bunların 55’i İstanbul’da yakıt tankeri olarak çalışıyor. 15’i de diğer limanlarda çalışıyor. Bu tankerler bizim kıyılarımızın tankerleri. Boğazlarımızdan geçen yabancı gemilere hizmet veriyoruz. Yüzde 10 Türk bayraklı gemileri veya Türk sahipleri gemilere hizmet veriyoruz. Buradan kazandığımız paralarla işte biz bu tanker filomuzu ayakta tutuyoruz.

700 civarında gemi pazarımız var, bunları istihdam ediyoruz. Bunları hizmet vermek için Türk bayraklı, Türk gemi adamları çalıştırıyoruz. Biz bu limanlarda hizmet verdiğimiz için bunları çalıştırmak zorundayız.  2008’de Türk Düzenli Tanker Yönetmeliği çıktı. Genel olarak dünya limanlarında yapılan düzenleme şöyledir, açık denizlerde stresli ömrünü tamamlayan kimyasal tankerleri daha az stresli kıyıya yakın hizmet tankerleri olarak hazırlanırlar, değiştirilirler.

BUNKERBARGE olarak kullanılırlar, biz ne yaptık, yaşadığımız bölgeyi, boğazlarımızı, kıyılarımızı göz önünde bulundurarak tersanelerimizde yeni BUNKERBARGE inşaları yapmak için harekete geçtik.  Bu mevcut salonda 20’ye yakın toplantı yaptık. Sektörü yeni inşa yapımı için ikna ettik ve bizzat ben kendim sektörü oturup teker teker ikna ettim. Bana dediler ki, başkan deli olma, yeni tanker yapılmaz, biz eskileri, hurdaları kullanmaya devam edelim, sen idarinle konuş, yok dedik, biz bunu yapmalıyız.

Eğer İstanbul Boğazı’nda çalışıyorsak, biz yeni tanker yapmalıyız, dedik. 45-50 tane tankeri hurdaya yollayıp, 20-30-35 tane tanker yapma kararı aldık. Bundan iki buçuk, üç sene önce. Bugün itibariyle bu aldığımız kararda 15 tanesi hizmete girdi, çalışıyor da. Mesela irtifadı hizmet tankerimiz vardı, Altın Çıpa’da da gösterdik, dünyada 9 tane var. Bu hizmet tankerlerinden, iki tanesi İstanbul’da hizmet veriyor. Yani bu sebeplerle tanker yaptık. Eski gemileri modifiye edip. Bu anlayışla yolumuza devam edebilirdik, bunu yapmadık. Bizi pişman ettiler, biz masraflarımızı ödeyemez hale geldik. Biliyorsunuz, kılavuz kaptan uygulaması var. Biz tankerlerimizde kendi terminallerimize yanaşacağız. Dedik ki, biz hep buralara yanaşıyoruz, kılavuz kaptan sayımızı soruyorlar.  Limiti bir glosa çıkarsak, o kanunu da ona göre düzenlediler, kanuna göre değil hizmete göre glosa sayısı verilmeli. Biz bin glosa sayı verdik, tamamdır, dediler. Aldılar, çıtayı yükselttiler. Peki, neden yaptınız dediler, güvenlik için yaptık. Dedik ki, biz dört yüz kişiyle de bu işi yaparız dedik, onlar olmaz dediler. Biz de dedik ki, yurt dışındaki uygulamalara bi bakalım. Yurt dışında bunun uygulaması yok, dünyanın hiçbir yerinde yok, dünyanın hiçbir yerinde tankerlere böyle eziyet görülmedi. Biz konuyu Ankara’da gerekli mercilere taşıdık. Yönetim kurulu dedi ki, bu yanlış bir uygulama, idari bunu nasıl çözsün, bu konuyu kapatalım, konuşmayalım, dediler. Biz Türk bayraklı gemi işletiyoruz, bu gemi tankerleri için bankalardan kredi aldık, bu kredileri ödeyemez hale geldik, biz ayda 60-70 bin TL bu tankerlere para ödüyoruz.

Adam kayırma olduğunu görüyoruz. Ben Türk bayraklı gemimi işletemiyorum ama tanıdık olunca… Mesela Kumkapı’da İDO’nun yeri vardı. Bizi oradan çıkardılar. Biz daha önce onlara yardım ettiğimiz için bizi oraya aldılar, daha sonra çıkarmak için de orayı doldurdular. Yasal olarak doldurulan bir yer, belediye el koydu. Ya, yer vardı da vermedik mi dediler. 70 tanker bağlama yeri olmadığı için, karadan elektrik almadığımız için kullanmadığımız yakıtı çöpe atıyoruz.

Kıyıda 330 tane balıkçı var, ben bunları Google’dan tek tek saydım, ortalama iki üç balıkçı barınağı kadar bir tekne bağlama yerimiz yok. Bu kıyılar bu ülke insanının malı, bunun kışı var. Donu var, yazı var. Petrol kirliliği gibi de konulara değinmeliyiz. Limanlar kendi kendilerine iş yapmaya başladılar.

Bi sektör diğer sektörün ayağına basmaya başladı. Salı Pazarı’nda kuru yük gemilerinin barındığını görüyoruz.  Hangi tarifeye göre oraya yanaştılar, biz bilmiyoruz. Bi gemiden 500 dolar alıyorlar, bakın burası boğaz, merak eden gidip baksın, isteyen gitsin baksın, isteyen gemi parayla oraya yanaşıyor. Diyorlar ki, kirlilik olmasın diye yanaştılar. Diyelim orası kirlendi, oradan o kirlilikle nasıl kalkacak? Kruvaziyer gemileri o bakımdan çok sıkıntılı, nasıl bakım yapacaklar? Onun bütün tedbirlerinin alınmış olması lazım. BUNKERBARGE’de yapılması gereken uygulamalar var, bunlar yapılmazsa bakımının yapılması çok zor.

Bazen armatörler bu işi yapanlardan kayrılıyor. Uluslararası alanda adil olmayan bi rekabet var. Bizleri sektörden uzak uygulamalar mahvetmiş durumda, uluslararası rekabete uygun olmadığımızı söylüyorlar. Sen bana para kazanmasan bile bu rekabet ortamını sağlayacaksın. Kıyıyı yüzerek geçeceksin ama ıslanmadan geçeceksin, mümkün değil. Dolmabahçe Sarayı özenti saraydır, Topkapı kaliteli tam bir Osmanlı Sarayı, hala gözüken bir binası vardır. Topkapı Sarayı’nın gözüken bir kulesi vardır. Bu kule adalet kulesidir. Osmanlı halkı sarayın adaletini görürdü bu kulede. Bir meslek grubu para kazanırken diğeri ezilmemeli. Sualtı inşaatçıları kendilerini anlatamaz hale geldiler, kendimizi ifade edemez hale gelmişiz ve ben şimdi soruyorum size, kendi kıyılarına sahip çıkamayan bu sektöre ve hizmet edenlere nasıl sahip çıksın?

Burada bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, ama boş gibi, bu kılavuz kaptan durumu çözülecek. Ben bu işlerden verim alamıyorsam demek ki, ciddi bir kopukluk var” dedi.

Tunç Kurtoğlu: Devlet kilitlendi, tersaneler kilitlendi, Denizcilik Bakanlığı kurulmalı

Denizcilik sektörünün sorunlarının ancak bir Denizcilik Bakanlığı’nın kurulmasıyla çözülebileceğine değinen Tunç Kurtoğlu, Fethiye başta olmak üzere birçok yerde tersanelerin kilitlendiğini söyledi.

Kurtoğlu, “Tüm ülkeye baş sağlığı diliyorum, şehitlere rahmet diliyorum, İnşallah ülke daha aydınlık günlere doğru gelir. Bodrum'da tekneler boş, hoteller boş, Park Palas Suriyeli kardeşlerimizin işgali altında ve orada ciddi bir insanlık dramı yaşanıyor. Sabah yedide oradan geçerseniz eğer, battaniyeleri ile yatan Suriyeliler’i görebilirsiniz.

Onların arasından geçip kumanya dağıtıyoruz, onların arasından, üzerlerine basmamaya dikkat ederek yolcu tahliye ediyoruz. Cesetlerin bir kısmı daha henüz vurmadı, yoldalar. Lodoslar başladığında karaya vuracaktır. Şu anda devlet kilitlendi ve hiçbir iş yürümüyor.

Sayın Işık Bilen'in 1980'lerdeki çalışmalarını özellikle Faruk hocam başta olmak üzere hepimiz hatırlıyoruz, sağ olsun Turizm Teşvik Kanunu'nun çıkarılması sırasında çok emeği geçti. Bu kanunun tek bir çıkma nedeni vardı, o da yatçılığı kabotajın dışına taşımak. Şimdi bir sürü gereksiz harcamaların içine düştük.

Suriye meselesinin yanında ben meslek komitesine bir şey konuyu daha taşımak istiyorum, DTO gibi kurumlar bir yanıyla da devletin yürütemediği bazı görevleri talep ederler. Bu tür kuruluşlar hayatı kolaylaştırmak için devletin altından kalkamadığı bazı görevleri talep eder ki, DTO tarihinde buna benzer şeyler olmuştur.

Şimdi o anlamda bizim için önemli, hayati bir konuyu dile getirelim ve devlete önerelim dedik. Önce meslek komitesinde konuştuk. 5 yıldır devlet veritabanlarını açsın diyoruz. Bunun için Turizm Bakanlığı'nı, Çevre Bakanlığı'nı ve Ulaştırma Bakanlığı'nı bir araya getirdik; ancak bu toplantılar tartışmalara sebep oldu, ayırmak zorunda kaldık. Üç bakanlığı bir araya getirdiğimizde problemler olabiliyor. O yüzden bir birim oluşturup bu veritabanlarını biz toplayalım diye düşündük.

Tersane konusuna da değinmek istiyorum, Fethiye başta olmak üzere bazı tersaneler kilitlendi, bunun için Çevre Bakanlığı'nı acilen toplantıya çağrılması lazım. Son olarak da bu yapacağımız toplantıda yeniden Denizcilik Bakanlığı'nı talep eden bir politika izlememiz gerektiğini diye düşünüyorum” ifadelerine yer verdi.

Bahri Turan: Denizcilik Kamu Politikaları Kurulu oluşturulmalı

Denizcilik Kamu Politikaları Kurulu oluşturulması gerektiğine vurgu yapan Bahri Turan, Türkiye’de her birimin birbirinden bağımsız olduğunu söyledi.

Öncelikle şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum, ülkemizin başı sağ olsun. İnşallah kısa zamanda bu kötü süreç biter diye umut ediyorum.

Bu bir toparlama konuşması ve devamlı aklımızda olan bir konu olduğu için ve bugün cuk oturduğu için bunu söylemek istiyorum. Geçmişte yaşadığımız tüm problemlere baktığımız zaman, Cengiz ağabey ve sevgili başkanımızın söylediği olaylarla bugünkü olayların arasındaki farklar nedir ve geçmişteki olaylarla bugünkü olayların çözümü arasındaki farklar nedir diye düşündüğümüzde, bir tek şey karşımıza çıkıyor. O da şu: Arkadaşlar, benim bildiğim iki tane miras bırakamadığımız şey var, öz saygı ve öz güven.

Birisinden bunu çalmaya kalkarsanız birisinden bunu miras aldığınızı düşünürseniz ki, maalesef Türkiye’de son 7 senede yaşadığımız süreç bu süreçtir. Herkes Tayyip Erdoğan'ın rolünü üstlenmiş, ötesine geçmiş durumda. Herkes 3 defa Recep Tayyip Erdoğan olmuş, bu, birimlerin başkanına da gidin, kapıcısına da gidin, yapamazsınız arkadaşlar. Bu sorunların çözülememesinin sebebi; diyor ki, benim orada aslan gibi budur. Kimse bir şey yapamaz, ben onu tutuyorum, diyor. Öyle değil, dinlemiyorlar bile sizi. Algılamıyorlar bile sizi. Dolayısıyla bu sorunları çözebilmemiz için sevgili başkanım, aradaki fark bu.

Siz söyledikçe benim yüreğim parçalanıyor. Siz o ikinci sicil olayları ve diğer olayları yaratırken biz, daha yurt dışından yeni gelmiştik ve gerçekten şaşırmıştım yani hangi akıl hangi şeyden falan büyük takdir yani büyük bir olay olduğunu daha o zamanlar biliyorduk ve bu iş üzerinde de ciddi bir geri dönüş oldu.

Şimdi yapamıyoruz, niye yapamıyoruz? Bir tek sebepten yapamıyoruz, o da şu: Arkadaşlar, benim aklım senin aklını döver, benim özgüvenim özsaygım seni yaralar; çünkü icazet aldığım bayrağını salladığım kişi, ülkenin üzerinde bir adam. Bilmem neyin üzerinde bir adam, ben de bu adamın bilmem neyiyim dediği müddetçe sen burada hiçbir şeyi çözemezsin.

Neden ilk 8 sene bu kadar güzel şeyler yapıldı da mirası doğru şekilde gitmedi? Bunu kendimize özeleştiri olarak alalım, sorulacaktır bize bunlar. Başka yolu yok. Şimdi de bir tek şey şu, bundan sonra denizciliğin ve ben burada genelleme de yapılabilir diye düşünüyorum. Yapılacak tek şey şu: Denizcilik Kamu Politikaları Kurulu oluşturulmazsa hiçbir bireysel gelişim, resmi kurumların hiçbirinin, hiçbir tanesinin yapmak istediklerinin yüzde 5'inden ötesini yapamaz. Çünkü her birim birbirinden bağımsız Türkiye'de.

Hangi kurula giderseniz gidin hep, haklısınız ama sonunu alacağınız yok. Bunu giderebilmemiz için P&I Şirketi'ne müsteşar atayıp da maaş verdireceğine, bu kurulu kurup bu kurula o müsteşarları buraya yazıp finans. Fark etmiyor aldı, almadı, onu bilmiyorum ama kâğıtta aldığı yazıyor. Biz bunları söylemek zorundayız. Bu kurul oluşturulacak, burada sektörle ilgili hangi birimler varsa onların alınabilecek en üst makamdan bir yetkili alıp bu kurulun, bu odada mı olur, başka yerde mi olur ama bu odada olur muhtemelen, kurulmasını şiddetle öneriyorum.

Aksi takdirde zaten oradakiler, buradakiler olmuşuz, senin ne dediğini algılamıyor kimse; herkes kendi fikrini savunup götürüyor, bir de inanılmaz bir özgüven patlaması var; ama özsaygı diplerde, kimse bunun farkında değil” şeklinde konuştu.

Murat Kul: Balık sevmeyen bir toplumuz

Hava koşullarından dolayı balıkçıların Karadeniz’e açılamadığına vurgu yapan Murat Kul, balık sevemeyen bir toplum olduğumuza dikkat çekerek balık pişiren yerlerde rahatlıkla balık pişirtip yiyebileceğimizi söyledi.

Kul, “1 Eylül Balıkçılık sezonu başladı. Tekneler, denize açıldı. Hava koşullarından dolayı Karadeniz’deki tekneler açılamıyor. Marmara’da açılabildik. Deniz Bey’e ve balıkçı barınaklarına birkaç lafım var. Keşke yerimiz olsa da büyük teknelerin girebildiği balıkçı barınaklarımız olsa.

Bizim bu bölgede 3 limanımız var, gerisi küçük balıkçıları idare eder. Onlar da yat limanı olmuş. Hepsi gezi teknesi oldu, balıkçı kalmadı. İnşallah siz de yer sahibi olursunuz.

Deniz Ticaret Odası Dergisi’nin bu ayki sayında özel bir eki var. Balıkçılığı anlatıyor, biz de beyanat verdik. Kadın balıkçılar var, bizim sorunlarımız var. Güzel sayı oldu, okumanızı isterim.

Sezon başladı, balık sevmeyen bir toplumuz. Balık pişiren yerler çıktı, balığınızı sağlıklı şekilde yiyebilirsiniz. Balık; Omega 3 vitaminine sahip. 45-50 kilogram et tüketiyoruz. Balık, herkesin yiyip tüketebileceği bir ürün. Rast gelsin diyorum hepinize” dedi.

Abbas Kolçalar: Göçmen sorunu çözülemeyen bir sorun haline geldi

Her sektörün ayrı ayrı sorunları olduğunu söyleyen Abbas Kolçalar, bunların çözülemediğini gördüklerini kaydetti.

Kolçakar, “Bana göre işin tüm dertlerinden kaçıyoruz. Kendi dertlerimi anlatmayacağım, genel meclisimizin dertlerini anlatacağım. Devletin, kamunun, olaylara bakış açısını, halkın olaylara yaklaşımını ve tabii ki sektörün olaylara yaklaşımını örneklerle açıklayacağız. Bizim bir Kooperatifimiz var ve bu Kooperatif 6-7 senelik kooperatif olmasına rağmen birliktelikle ilgili veya çalışmayla ilgili bir şeyler söylemede hakikaten sıkıntı çektiğimiz dönemler oluyor.

Göçmen sorununu konuşuyoruz, bir sürü şehitlerimiz var. Türkiye’de dertlerimiz var. “Göçmen Sorununu nasıl çözüyoruz?” diye panel yapıyoruz. Ben göçmenim, ben yurtdışından geldim. Türkiye’de benim kadar milliyetçi bir adam yok, bir dönem ben, MHP’liler yüzünden milliyetçiyim demeye çekiniyordum. Dindar bir aileden geldim. Ben hatim indirdim, medreselerde büyüdüm.

İşi öğrendikçe şunu görüyorum. Dinin, imanın tapusunu şimdiki partiler almış. Oy vermeye de çekiniyorum, sahiplenmeler çok farklı. Özgüven konusu bilinçsizce bir noktaya gidiyor. Göçmen sorunu çözülemeyen bir sorun haline geldi.

İstiklal Savaşı kadar değerli bir konudur bu. Göçmen hareketi, lideri olmayan bir harekettir. Kaçıştır, göçmenlikten bin beter bir harekettir. Göçmenlik beter, bu bin beter bir durum. Ülkedeki olaylara bakıyorsun, bir sürü şey. Devlet bunu bilmiyor olabilir mi? Mümkün değil.

Olaylar konusunda duyarsızız. Kooperatife geliyorum, duyarsızız, Bakanlığa geliyorum, duyarsızız. Bazen kırıcı olacağım diye çekiniyorum, susuyorum, bazen de kırılıyorum. Çaresizlikten çekiniyorum. Lideri olmayan göç hareketini hep beraber bir araya gelip çözmeliyiz.

Benim patronumun bir lafı vardı. Tersanede çalışan işçiyi izne yolla, içerdeki işler aksamıyorsa geri çağırma. Bizim olaylar da bundan ibaret demek ki, göçmen sorunu konusunda hayli rahatız” dedi.

Hüseyin Yalçın: Deniz Ticaret Odası’nın sivil olarak bu işlerin üstesinden gelmesi lazım

Denizciler olarak sorunları Deniz Ticaret Odası içersinde çözmeleri gerektiğine dikkat çeken Hüseyin Yanık, balıkçı barınaklarının aslında kayıkhane değil; birer malikâne olduğuna dikkat çekti.

Yanık, “Deniz Bey’in nasıl uğraşlar verdiğini çok yakından tanımaktayım. 8 tarafı denizlerle çevrili bir il’den bahsediyoruz. Çok önemli bir sektör, sürekli gündemde olan bir maddeyi tekrarlayacağım.

Çözüm odaklı bir iktidara sahibiz. 90’lı yılların ufak krizlerinde koalisyonlardan az bir destek aldık. Sözü neden aldık? Konuşayım. Deniz Bey konuşurken bize 60 tane denizci barınağı bulmanın zor olduğunu söyledi.

Barınağı bulamayan; otorite mi diyeyim, bakanlık mı diyeyim? 600 tane balıkçı barınağı yaptık bu ülkede. Her bir balıkçı ferdi, o barınaklarda kalabiliyor. 2 köy arasında 50 metre mesafede 2 tane balıkçı barınağı var. Devlet diyor ki, ikinize birer tane yapayım. Öteki diyor ki, benimki ayrı olacak. Gündoğdu civarında bunun bir örneği var.

Bir tanesi de bana ait olduğu için çok rahat söylüyorum. Kayıkhaneler var, balıkçı barınaklarında aslında bunlar kayıkhane değil malikâne. Bana da bir tane verdiler. Ben de bunun sahibi olduğu için söylüyorum. Herhalde bu 600 tane balıkçı barınağının 400 tanesi Karadeniz’dedir. Her birinde ortalama 100 kayıkhane varsa 4000 tane kayıkhane var demektir. Bu kayıkhanelerin yüzde 90’ı malikâne, yüzde 10’u ancak balıkçılara ait. 40 ve 80 metre arasında balıkçı malikâneleri, deniz üzerinde yer almakta. Bunları veren devlet, şimdi bağış sahiplerine para veremiyor mu? Kaymakamlar, makamlar, siyasiler, ilçe başkanları bu işlere karşı çıkıyor. Senede de verdiğimiz para; kooperatife 500 Lira para veriyoruz, ayda 40 liraya, 80 metrelik yazlık ev.

Alırken 10.000 lira verdik, satarken 100.000 lira hava parası veriyoruz. Bir de rant var. 5000’i; 100.000 bir çarpın bakayım. Deniz Ticaret Odası’nın, sivil olarak bu işlerin üstesinden gelmesi lazım. Deli Dumrul Vergileri, ülkede uygulanıyor. Cengiz Ağabey de bana kızmıştı. Sorunu kendi içimizde, Deniz Ticaret Odası olarak çözmeliyiz” diye konuştu.

Arif Ertik: Kıyı Emniyeti’nin tarifesi tuzaklarla dolu

Kıyı Emniyeti’nden kendisine 110 TL’lik bir fatura geldiğini, bir bayanın da arayarak 340 TL ödemesi gerektiğini anlatan Arif Ertik, Kıyı Emniyeti’nin tarifesinin tuzaklarla dolu olduğunu söyledi.

Ertik, “Kıyı Emniyeti kendi içindeki bir iç yazışmayla tarifeyi, kendi içinde şekillendirebiliyor. Bunu defalarca burada söyledik. Kıyı Emniyeti, normal işlerinden aldığı hizmetten dolayı fatura vermez. Faturayı yazarlar, orada; aşağıda sepetin içine atarlar sonra gider ararsınız.

Geçen gün gittim baktım ki, Kıyı Emniyeti, şirketime bir ek fatura göndermiş. Dedim, ne kadar güzel? Artık Kıyı Emniyeti, faturaları gönderiyor diye.

1 Eylül 2015 tarihli Fener Ücreti, 110 Lira gelmiş. Liman içindeki teknemle ilgili altındaki ibareyi görmedim. Bunun Hukuk Faturası da vardır diyor ekinde.

Bir kibar Hanımefendi aradı. Hanımefendi, “340 Lira ödemeniz lazım borcunuzun kapanması için” dedi.

Bu Ticari Ahlâka uyar mı, bu devlet kurumuna yakışır mı, bu Ttekel hakkı kullanan kuruma yakışır mı? Kıyı Emniyeti’nin; armatörünü, denizcisini kandırdığını düşünüyorum. Bunlar bana ağır geliyor” ifadelerini kullandı.

Metin Kalkavan: Terörün siyaseti olmaz

Geçtiğimiz günlerde cesedi kıyıya vuran 3 yaşındaki Ayla Kurdi’nin göçmen sorununu zirveye taşıdığını ifade eden İMEAK Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kalkavan, “İki tane temennim olacak, hiçbir şey göründüğü gibi değil. Tabii ben konuşan meclis isterdim ama bugün günü değil, gündem farklı, gündemin konuşulması gerek tabii, bir tane ana konumuz var. O da terör. Terörün siyaseti olmaz. Burada herkes konuştu. Ama lütfen bir daha konuştuğunuzda burada siyaset yapmayın” dedi.

Terörün siyaseti olmadığına dikkat çeken Kalkavan, “Ben yaptınız demedim ama hala farklı şeyleri düşünen konuşanlar olabilir. Burası bu zaman o zaman değil. Aklınızdan bile geçiyorsa burada konuşmayın. Terörde siyaset olmaz. Devlet vatan bir tanedir. Ana konu terör. İkinci gündem maddesi. Müthiş bir organizasyon göç. İsteseydiniz bu kadar olmazdı. 67 televizyon kanalı verdi. Uluslararası. Bu planlanan yapılan bir şey değil. 8 ay önce planlanmış ama Aylan’la beraber dünyada zirve yaptı. 3 yaşındaki bebek belki kayboldu ama müthiş bir katkı yaptı. Düşüncelerin değişmesinde büyük etkisi oldu. Yüzlerce insan öldü ama böyle değildi. Burada konuşmaların birçoğuna bir sonraki mecliste cevap vereceğim ve birçoğuyla aynı fikirde değilim. Hiçbir şey göründüğü gibi değil. KDV -ÖTV konusu, hayır, öyle değil.

Devlet dedi ki, maliye dedi ki, benim de onayım olsun. Zaten muafiyetin var, gel benden muafiyet belgeni al, devir işlemine devam et. Türkçesi budur. Bu uygulama 23 Ağustos’ta çıktı.

Bir tane uygulamada yeni yönetmelikten dolayı KDV- ÖTV ödeyeni gösterin. Gelir veya teçhizat herhangi veya herhangi bir şey bir tane yok. KDV-ÖTV derdi diyemezsiniz. Devlet istisnasını maliye başbakanlıkta istisnasını oraya yazılı olarak Erol Başkanın söylediği bir şey doğru, devlet 2581 sayısı kanun içine müdahil olmuştur, müdahil olarak.

Kanunu devlet yapıyor, yönetmeliği de devlet yapıyor. Benim yaptığım incelemeye tabii olarak sadece istisna tabii olan bir şeyi, gel benden al, istisna belgeni al, ne getireceksin getir, KDV kanuna genelgesine uygun hale getiriyorum, diyor. Ama bu KDV kondu, ÖTV kondu demek değil. Sadece bir örnek verdim, diğerlerini önümüzdeki mecliste örnek vereceğim.

Bir kısmınız belki okumuştur. Beşiktaşlı bir arkadaşın yazısı vardı. Şehit cenazelerinde imam söylüyor, hakkınızı helal edin, ne helali, onların bize haklarını helal etmesi lazım. Biz rahat yaşayalım, tatile gidelim diye” ifadelerini kullandı.

dto_metin_kalkavan-001.jpg

Haber: Mehmet ŞAHİNCİLEROĞLU - Atılay AŞKALE - Samet ÇAYIR / Deniz Haber Ajansı

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ulaştırma | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim