• BIST 89.385
  • Altın 145,846
  • Dolar 3,6324
  • Euro 3,8967
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 19 °C

Üvey Evlat mısınız?

M.Sabri Dânâbaş

Ekim ayının ilk haftasında yapılan 10. Ulaştırma Şurası’nda çok büyük bir organizasyona hepimiz tanıklık ettik

Gerçekten taktire şayan bir organizasyon olma özelliğini taşıyan, bu şurada sektörün sorunlarının iyiden iyiye masaya yatırıldığı, çıkış yollarının arandığı, gereken tedbirlerin alındığı, geleceğe yönelik planların ve programların yapıldığı düzenleme oldukça ümit verici oldu ama detayların arasında bir şeyler gözden kaçırıldı. Bu da otobüs sektörünü yakından ilgilendiren sorunların masaya yatırılmaması ve düzelmeye ilişkin programların olmamasıydı. Yani otobüsçünün esamesi bile okunmadı. Otobüsçünün adı yoktu.

Üzücü ve tabii ki elim verici bir durum. Bu şuranın Türkiye’yi taşımacılıkta sektörel hedeflerimizi dünyaya ilan ettiğimiz bir organizasyon olduğunu kabul edersek a’sından z’sine tam anlamıyla “Adam Gibi Adam” tabiriyle düzenlenen bir organizasyon olduğunu var sayarsak, bu organizasyonun içinde de “otobüsçü nerede?” gibi bir soruyu da alenen ortaya çıkarmamız gerekiyor. Bir kez şunu asla ve asla gözden kaçırmamamız gerekiyor; Şehirlerarası yolcu taşımacılığı bu alanın mihenk taşıdır, duayenidir. Otobüsçü, geçmişten bugüne gelen zaman sürecinde bu işe gönlünü, emeğini, parasını ve zamanının büyük bir bölümünü layıkı veçhile yine sektörüne, işine vermiştir, hala da vermeye devam etmektedir.

Otobüsçü içinde yaşadığı sosyal ve ekonomik zorlukların direncine karşın ayakta kalmaya dirayet göstererek mesleğini tarihin sayfalarından silmemek adına, maddi manevi ödün vermek adına mücadelesini vermektedir. Bütün bunlar karşısında, gelişen çağın modernleşen normları içerisinde bu normlara ayak uydurmaya çalışmaktadır.

Düzenlenen panellerde hızlı tren taşımacılığı, Boğaziçi’ne yapılması planlanan 3. köprü, karayollarındaki düzenlemeler ve engelli vatandaşlara ilişkin proje ve yatırımlar konuşulmuş, tartışılmış ve otobüsçünün sorunlarına değinilmemiştir. Otobüsçü adeta üvey evlada yapılan muamele gibi yine kenarda boynu bükük ve mahzun bir şekilde kendi kendine kalmaktan öteye gidememiştir.

Otobüsçü zaten ayakta zor duruyor, işletme maliyetleri pahalı, yakıt almış başını gidiyor, diğerlerine tanınan ama otobüsçüye tanınmayan imtiyazlar, üstüne üstlük sektörde yaşanılan haksız rekabet bu sıkıntıların artmasına neden olan unsurları oluşturuyor. Artık daha karanlık tablolar çiziyorlar gibi, kazanmak nedir unutulmuş. Bu kötü şartlarda sadece şunu biliyorlar; “yine de ayakta kalmalıyız!”

Onlar her ne olursa olsun otobüsün tekerini döndürüyor, silinip kaybolmamak adına yolcusunu taşıyor, zararına taşıyor ama yine “taşıyor”. Bu şartlar dahilinde bir de unutulmanın acısı onları daha da ezici bir duruma sokmaktan öteye gidemiyor. Nereye gidilmeli, ne yapılmalı, nasıl tedbir alınmalı bilinmiyor. Bu bilinmeyen çok denklemli bir problemin çözümünün oluşturulmasında yeni bir kaosa şahitlik etmek üzere bu piyasa.

Birilerine ihtiyaç var. Acilen bu birileri ortaya çıkıp” gelin canlar bir olalım” demeli. Ama kim demeli? Bilenimiz varsa çıkıp ortaya söylemeli. Belki o zaman otobüsçü yeni bir solukla hayata yeniden merhaba diyebilmenin mutluluğunu yaşayacak. Tekrar soluk alacak, can bulacak yeniden yapılanma politikaları içerisinde; “sahada ben de varım” diyebilmenin rahatlığını yaşayacak.

Ben kendi açımdan bu tabloya yine de karamsar bakmak istemiyorum. Bütün bu serzenişlerin arkasında mutlaka ve mutlaka bir çıkış yolunun olacağını düşünerek yapılacak bu tablonun renklerini çok sıcak, çok pastel renklerle bitirmek istiyorum.

Sağlıcakla kalın, esen kalın!.

Bu yazı toplam 4476 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ulaştırma | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Scripti: CM Bilişim